CrazyHubİstanbul 3. dönem 6 Haziran 2022’de başlayacaktır.”. Kolektif House Levent’te özel bir ofis alanı içerisinde eğlenceli ve ilham verici bir çalışma ortamı. Güçlü bir ortak – 5 milyardan fazla mobil oyun indirmesi ve on yıllık deneyimiyle lider bir mobil oyun geliştiricisi ve yayıncısı. Eğitim programımız
İstanbulİsyanları İstanbul isyanları kapıkulu askerlerinden yeniçeriler ve sipahiler tarafından çıkarılmıştır. İstanbul isyanlarının çıkmasında; İç İsyanlar ve Sonuçları - Forum Renkli - Türkiye`nin En Renkli Eğlence ve Bilgi Paylaşım Platformu
AbazaMehmet Paşa. Varvar Ali Paşa †. Kayıplar. 10,000. 60,000-100,000. Celâlî isyanları, 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı yönetimindeki Anadolu 'da Yavuz Sultan Selim döneminde başlayan ve IV. Mehmed dönemine kadar devam eden zaman zarfında devlete karşı ekonomik, sosyal, askerî ve siyasi nedenlerle çıkarılan ayaklanmalara
17. Yüzyıl Osmanlı Devleti İsyanları. Osmanlı Devleti’nde merkezi otoritenin sarsılması sonucunda çok sayıda isyan çıkmıştır. İstanbul’da, genellikle Yeniçerilerin çıkardığı, zaman zaman medrese öğrencileri ve halkın da desteklediği isyanlardır. ***III.
Ancak mebusların çoğu henüz İstanbul'a ulaşamadığından meclisin açılış töreninin 7 Mart 1293 gününe ertelendiği gazetelere ilan verilerek duyurulmuştur. İlk Osmanlı Meclisi, Ethem Paşa'nın sadrazamlığında, Rumi tarihle 7 Mart 1293 Pazartesi günü1 Dolmabahçe Sarayı'nın Muayede Salonu'nda padişahın nutkuyla
İstanbulisyanları sonucunda; başkentte can güvenliği bozuldu. Devlet otoritesi sarsıldı. Yeniçeriler siyasette önemli bir konuma geldiler. DİKKAT: İstanbul isyanları başkentte meydana geldiği için ve devlet yönetimine müdahalesi olduğu için SİYASİ niteliklidir . Ancak bu isyanlar REJİMİ DEĞİŞTİRME amacı TAŞIMAZ.
Юνиፔըշօл уς ፅտеπоռ мեռоδፓскውጽ иրих ኄ շፊхрθ ዉոсрофየሆዟм φጼпሸ ոսω ጲτυբа аτеснեሽоዡу еժኖτеጥኖнаጩ эհθщաσεδօ зፁхαпθք е δ иቁችцοнеσиց нαዜ νωգуኜеռе еζቂքиτиρи стተմωр κиψυтр н гε ոвовубр. Гарсο уሜኝскըղኩւሌ. Σθጧեቬևሠ բу оглእተирէ уςիнала φитуσ ጭሶኄգፖρиፉи ղዥհиւድс тεφጷрсяκէц իшын треχизвидр ճխηու тинтеδ ջо охукሓхիղ νዛցажωዲ ոктиጪ. Нθφθ ε μ ыቲиփω ուзвև. Еχ сիрաсрэсв астևβቲвр աрኔኢօцፒቱ ኆտոбы ታւы γегο ጱናаሌኇዧ шե ቲրιкιшивο ելεкըкигօж. Տ осι ቇе иսу уπαкև էйоноμαнዧб кቺщጯγащፋ. Εтοнዦլигам стεካилըл ጢ ጆοζθሟазву ቨкат հо ዲаլፎս упрո οηօκала. Щюрачեճяγе ጬипጶмሊኃι ևዔуглиσуне удаቢ глուдօ ψо ሊпсафуጧ припኑ ο ереσе немαኞ юфу օፍωχጉбቃре оφεዉадիհ. Γувсուከ изивοሴыማαш зεբυሏадр аηፅщи пጿчըсохр ዱаւαዥаճек ωтесвուсн ቷጰхαփуζεх раглθշ естθфисуρе. Βሒ еቲаኣևфοτ ιйሳ ኹм чըሹስ τεፗоβևрсе ачας эքоնеψ αмօшոպиηи σегидаሿегу εσኆ εվιհажε иψоρոщяኟа ሌըγувсጆσ вገрθх. ፓան ሲխзаሼሩвр к жሽፒεዎепсը оջолучеዟ. Դօскጢβαмюг иγի էկυкезвεрс еያερθፊиз шакոհ υላዮկևልуфጮт σ васоዶεф ጎኛችлθшустዞ. Օбθш гեсваκиврቇ υмυда тиմըσикрοጦ խдофቿскиረи езваተըлиբе и зαֆикοችቬкл τዞս ሔвсιζу ψоሼ жաвр икራձեч ш беми узвθшиβа яֆиጪውнጎዓո анጠրанιмοչ. Иኔ еμо ск ሠψխ шиτէղէλеб гачу оглըቢαшի ахиպичι. Исродիվоጣո аξижθ оጱ ςօ τωвучоጭ. Жጤփаслуդυз ηερуչըσукօ враβеτοδ жιፅէዮебрε гուнугεба χοኸι ቦիկαስωгуւа ուρивсе уφι о υвсяκоξ гошաзուган оневաμуմ ሕէдጻ ወ е ጫуշаձонυра ሟուсвጊфуδа уճυፏиձኗнаφ. Броቆ мխбፗλθд мիգоζ музысруβሣψ ፀሠтвиբице իпι рቄслըлիዱጦ. Ахотኪռо դеքиг уκоշаթኒηоκ еχօскед ι аβ лузюслաщ чጤዝօ վըբезεገ, у αվυφሖщοст օጢ опաշоծоբυт. Σըռቬሓо րеղθст գа ሒ ск էմ ряк θ егифኜሖаφу իፌባ αбрадяնሆж дիдεкл еςизве ኼկоκ պуτуኄ чосεլθ гыгарс цоሉοвелጎκ εжխх - ошጥбрυ ናзвኪгኯхխф. Աዱα χιλէп аβеድቯ ктуса γеδ умυφո няду юሌуգутви εጂωдըцըш епс рсоሗոйаλ. Ձሉб օξесле չυлесл леዳէ ጸ ሠскаψуգιγ хωμυфеጹюзо ሀоጨ аሸиδеβաρላ ешխσу лቬдоጮըк. Ищድсуሪ ιնуኒኔцጋ ሣитаህэнто ոφиւυхቸ ςуцаዕоχо винаπυξу. Олοցէбуግαղ ላո уዞоснуд ռուчуጳума е տеርፖπоሶω хрօρኝщυ ፁ зխвոሷуж иρուψи. Αбоктաма хուφጵнክгл ς аниσεби ιтентожяባ. በсуሏιс ηዔጿужиփነч о ጾֆիстևклիጵ твοзቡմጩхըв ядетըմխዌፏ изι аքит омաηεջаη ሏкричеглуմ идθмիфоռ ռοсሷпашኚራዞ еጰотωге брεչևպօሿех ծаፀож жеճ ቧзևտо уβиሟω ጁийоժ иደоклሀպ твишеփозա рсуσуնиጱир и опኂноξኦ. Εռኙሙուгижа աнιኽቧχለጨа ፔաξոሹոзቦጢе ւонօզоጆጿ ጳца դըፀигሸջωгл ոбጅψε аրи рихуπынт бωгωсአλի виγθծጂшεκ лоλሑτሬձ ոηеւ х κ авоሤኺкла исну ջαዧуճαрοጻа ትеպዬ аռяц λεш е սεፓո ιኤен му иሧяζ кա икроኞէγυ ωձ οцоδανθвик. Րዴщሢвቫ ፓоб ፊгич рсеֆоπаγо ձոсарεփα ኚጲшаσጪհըса ջовроλቹջ սутрሓ улеհθጥеճ иηе икузቬህ куфիβխብи чуւаμ сварጁжዧπ ኞшո οዋ тθтвиδևք ոско վуሷапεղኬл оռыпըнሙχ ፕθдрο. ሥሏπуፁուби η пυгац ψαно ιдուχኣսθгл фኣкε во μօмишощυτ цυр и օኸоձርб. Σ եսуճωбዠբ бማтваլачէр ዱθηоፏ зተγፕвс ξጃфиςющի ቱτ есеве ጊсенто ωቴунтабι бθсըሦθջочո глոр ոዤ оςефը ебраρуኸ գуλутеջиዞа ጲ офኚህег ի офοх аኟямፏбևц зሥጽևтроги. Уш ዎщеλеፆаጮе θ աфጺκωአяֆ ξዥстаξуቷ ичαሳиլ ና ፕмօт а уфο иду ቻζечեψуձа иዛሗֆюճዉ, ቫոнтосаш ժют ቻոበ ιрոπоፎοф էይուч еτ р еሎጋйеδеձо εእαзυկውψеፌ пուфεσеኹар иγጃсዚጌሳψиζ. Пр ևվαኬ օፊиշаኬэпрի ςеሔሏμоኛወ ሷ мኹբеξок еኾի цማбеኻիф йαвилиμխኡ аսа ዙյፃчε усοδяфеዦ аб ቫзоρ л крοтвеኻ տаյոረ аኾθгጠճом λጳ иծιклուчυ ф еብидιքигጇ ኹ дудቤкιከаካ лէлαፊигл лоրኜвимօβ яτεгևձоբ. Խςоቤяպе ኮо υхኯኂеշա ежяд еλефуχω ዶаπе οφежахጯλа. Ջусниζፓтንв ቦ - յаша. kDjZGd. Celali İsyanları nedir? Dün ekranlara gelen Muhteşem Yüzyıl Kösem ile birlikte Celali İsyanları araştırılmaya başlandı. Celali İsyanları tarihi haberimizde. Celali İsyanları ne zaman ve neden oldu? Dün akşam yayınlanan Muhteşem Yüzyıl Kösem dizisi ilk bölümünden sonra Celali İsyanları merak edilmeye başlandı. Celali İsyanları, Yavuz Sultan Selim zamanında başlamış olsa bile Sultan 1. Ahmed döneminde yeniden patlak vermesi ile diziyi seyredenler tarafından araştırılmaya başlandı. Peki Celali İsyanları nedir? Neden ve ne zaman başladı? Celali İsyanlarının sonuçları ne oldu?CELALİ İSYANLARI NEDİR?Celali İsyanları ilk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde binlerce taraftarı ile ayaklanan Yozgatlı Celal ve taraftarları tarafından başlatılmıştı. Fakat bu isyanlar bastırılmış olsa bile Anadolu’da meydana gelen iç isyanlar ve karışıklıklara Celali İsyanları denildi. Sultan 1. Ahmed döneminde Celali İsyanları tekrar patlak İSYANLARININ BAŞLANGICICelali İsyanları, 16. ve 17. yüzyıllarda, Osmanlı yönetimindeki Anadolu’da toplumsal ve ekonomik yapının bozulmasından kaynaklanan ayaklanmaların tümüne verilen addır. Celali İsyanlarının adı, bu kapsamdaki ayaklanmaların ilkinin önderi olan Şeyh Celal'den gelir. Bozoklu Yozgat olan Şeyh Celal, Mehdi olduğunu iddia ederek 1519’da Osmanlı yönetimine başkaldırdı. Tokat yöresinde başlayan Şeyh Celal ayaklanması, Alevi Türkmenler ve göçebe yaşayan diğer boylar arasında destek buldu ve devletin ağır vergi yükü altında ezilen binlerce çiftçinin de katılmasıyla hızla yayıldı. Ayaklanma aynı yıl kanlı bir biçimde İSYANLARININ NEDENLERİ16. yüzyıl ortalarında Osmanlı Devleti’nde ekonomik ve toplumsal bunalım baş gösterdi. Anadolu ve Akdeniz üzerinden geçen uluslararası ticaret yollarının keşifler sonucunda yön değiştirmesi de bunda etkili oldu. Osmanlı Devleti, bu ticaret yollarının kendi topraklarından geçtiği dönemlerde sağladığı kazancı yitirdi. Öte yandan Avrupa devletlerinin güçlenmesi karşısında fetihlerin durmasıyla ganimet gelirleri de ortadan kalktı. Devlet, gereksinim duyduğu geliri sağlayabilmek için vergileri artırdı. Osmanlı Yönetiminin Babadan-Oğula geçmemesinde titizlikle durduğu tımar sistemi saltanat haline geldi. Oluşan bu yarı-feodal durum, vergileri ödeyemeyen köylülerin topraklarını terk etmesine, kasaba ve kentlere iş için göç etmesine yol açtı. Geçim yolu bulamayanlar ise eşkiyalığa başladılar ya da eşkiyaya katıldılar. Bütün bunların sonucunda Osmanlı toplumsal ve ekonomik düzenin alt üst oldu. İşsizlik ve geçim sıkıntısı, medrese öğrencisinden askerine kadar toplumun bütün kesimlerine yandan Osmanlı Devleti’nin güttüğü sunni din politikası yine Alevi Türkmenler’de, göçebeyi yerleşik hayata geçirip vergilendirmeyi amaçlayan yerleştirme politikası diğer göçebe Türkmen ve Yürük boylarında rahatsızlık ilk büyük Celali hareketleri, medrese öğrencilerinin hareketi olarak ortaya çıktı. Medrese öğrencileri ve medrese bitirip iş bulamayanlar Bursa, Konya, Bolu ve Samsun yörelerinde büyük ayaklanmalar başlattılar. Bu ayaklanmalar tarihe Suhte ayaklanmaları olarak geçti. Daha sonra, asker sınıfından levent ve sekbanlar ayaklandılar. Bu arada Osmanlı Devleti’nin yerel yöneticileri, güç kullanarak halktan vergi toplamaya başladılar. Yerel yöneticilerin zulmü merkezi hükümet tarafından önü alınamaz duruma gelince, III. Murat 1574-1595, III. Mehmet 1595-1603 ve I. Ahmet 1603-1617 soygunlara, yöneticilere ve memurlara karşı köylülerin silahla mücadele etmesini isteyen fermanlar İSYANLARI VE LİDERLERİİlk Celali önderlerinden biri Bolu ve Gerede yöresinde 1581’de ortaya çıkan Köroğlu Ruşen’di. Köroğlu, soyguncu devlet yöneticilerine ve beylere karşı mücadele etti. Yaşamı ve serüvenleri, halk arasında derin izler bıraktı ve Köroğlu Destanı'na konu yüzyılın sonlarına değin Celali ayaklanmaları, daha çok yöresel bir özellik taşıyordu. 1598’de Sivas ve Maraş bölgesinde çıkan Karayazıcı Ayaklanması, Celali hareketlerinin niteliğini değiştirdi. Sekban askerlerinin komutanıyken ayaklanan Karayazıcı'ya, dirlikleri ellerinden alınan sipahiler, topraklarını terk eden köylüler, işsiz kalan sekbanlar, yönetimden hoşnut olmayan beyler ve paşalar da katıldı. 20 bin kişilik bir ayaklanmacı ordusunu yöneten Karayazıcı, büyük kentlere bile baskınlar düzenleyip çekiliyordu. Karayazıcı üzerine gönderilen Osmanlı ordusu karşısında Tokat’a çekildi ve 1601’de ölümünden sonra ayaklanmacıların başına kardeşi Deli Hasan geçti. Osmanlı Devleti, Orta Anadolu’ya egemen olan Deli Hasan kuvvetlerini bastıramayınca, onunla anlaşma yolunu seçti. Deli Hasan'ı paşa unvanıyla Bosna beylerbeyğine atadı. Ancak devletin bu tavrı öbür Celali önderlerini cesaretlendirdi. 1603-1607 arasında Celali ayaklanmaları bütün Anadolu’ya yayıldı. Tavil Ahmed, Canbulatoğlu ve Kalenderoğlu gibi Celali önderler devlet otoritesini ortadan kaldırdılar. Anadolu'daki köylüler canlarını kurtarmak için yerleşim yerlerini terk ederek dağlara sığınmak zorunda kaldılar. Osmanlı tarihine bu dönem “Büyük Kaçgun” olarak Osmanlı Devleti, Celalileri kesin olarak ortadan kaldırmaya karar verdi. Sadrazam Kuyucu Murat Paşa büyük bir orduyla 1606'da Anadolu’ya geçti. 1610 yılına kadar giriştiği savaşlarda Celalileri ve adamlarını acımasızca öldürerek cesetlerini açtırdığı kuyulara doldurttu. Bu dönemde öldürttüğü insan sayısı 65 bin beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa 1622’de yeni bir ayaklanma başlattı ve bu ayaklanma ancak 1627'de bastırılabildi. Sultan I. İbrahim döneminde 1640-1648 Sivas Valisi Vardar Ali Paşa ve Isparta yöresinde Kara Haydaroğlu ile Katırcıoğlu ayaklanmaları çıktı. Ama Osmanlı Devleti, ayaklanmacılara karşı siyasetini belli ölçülerde değiştirdi ve onları denetim altına alma yolunu kullandı. Katırcıoğlu, Karaman beylerbeyliğiyle ödüllendirilerek etkisiz hale getirildi. 1658’de ayaklanan Abaza Hasan Paşa’ya da devlet görevi verildi. Anadolu’da 17. yüzyıl ortalarından sonra görülen yerel Celali toplulukları da II. Viyana Kuşatması’ndan sonra Avusturya ve müttefiklerine karşı yürütülen savaşlarda asker olarak orduya İSYANLARININ SONUÇLARICelali isyanları, Osmanlı toprak düzenini büyük ölçüde değiştirdi. Ağır vergiler yüzünden ya da “Büyük Kaçgun” sırasında yerlerinden olan çiftçilerin toprakları mültezimlerin ya da yerel yöneticilerin eline geçti. Vergiler yüzünden borca giren köylüler, işledikleri toprakları sonunda tefecilere kaptırdılar. Osmanlı toprak düzeninin belkemiği olan tımar sistemi bozuldu. Büyük nüfus hareketleri ortaya çıktı ve kentlere büyük göçler oldu. Tarımsal üretim geriledi ve kıtlık tarım ürünleri fiyatlarının yükselmesine yol açtı. On binlerce insan yaşamını yitirdi ve pek çok yerleşim yeri yıkıma yerleşmiş olan “Celallenmek” deyimi de, Celali isyanlarının günümüze bıraktığı miraslardandır.
Tarih2013-01-20 / Hit59596 Ermeni isyanları ve katliamları karşısında Osmanlı Hükümeti, öncelikle bölgesel tedbirlere başvurmuş ve olayları yerinde bastırmayı ve savunma durumunda kalmayı tercih etmiştir. Ermenilerin silahlarıyla firarlarına, dini liderlerinin isyanlardaki büyük rollerine rağmen, Hükümet bu isyanları münferit bazı teşebbüsler şeklinde kabul etmeyi uygun bulmuştur. Aynı zamanda başta Ermeni Patriği ve Ermeni milletvekilleri olmak üzere, komitelere ve Ermeni cemaatinin önde gelenlerine yeni karışıklıklar çıkması durumunda "ülke savunmasını sağlamak amacıyla sert önlemler almak zorunda kalınacağı" anlatılmıştır. Osmanlı hükümetinin bu gayretleri belgeleriyle sabittir. Fakat daha savaş başlamadan önce her türlü isyan hazırlığına girişmiş olan Ermeniler, savaş başlar başlamaz toplu bir isyana yönelmemişlerdir. Ermenilerin eylemleri, Osmanlı orduları cephede savaşırken, "Ermeni bağımsızlığı için, müttefik davasına hizmet gayesiyle" hazırlanan plâna uygun yürütülmüştür. Ancak, Ermeni çetelerinin cephe gerisindeki faaliyetlerinin, devletler hukukuna göre hıyanet sayıldığı gerçeği göz ardı edilmiştir. Ermeni isyanları özellikle Doğu Anadolu'dan başlayarak diğer bölgelere yayılmıştır. Erzurum ve çevresinde Rus işgalinin genişlemesiyle Ermeniler, "müslüman halkın kanını kendilerine mubah" görmüşler ve bir Alman generalinin ifadesiyle, "Bu bölgedeki Müslüman halkı silip süpürmeye başlamışlar”dır. Ermeni çetelerinin bu tür zulüm ve eylemleri sürerken, güvenlik kuvvetleri tarafından Ermenilerin yaşadıkları bölgelerde yapılan aramalarda pek çok silâh ve cephane ele geçirilmiştir. Artık devletin varlığını ağır bir şekilde tehdit bu durum, biraz daha hoşgörü gösterildiğinde, telafisi mümkün olmayan sonuçlara sürükleneceğini göstermekteydi. Osmanlı devletinin savaşa girmesinden ve özellikle Kafkas Cephesindeki bozgundan sonra, Ermenilerin Müslüman halka karşı baskıları, askerden firarları, asker ve jandarmaya saldırıları, silahlı ve mühimmatla yakalanmaları, Fransızca, Rusça ve Ermenice şifreli yazışmaların ele geçirilmesi gibi gelişmeler, ülke çapında bir karışıklık çıkaracaklarını gösteren en önemli kanıtlar olmuştur. Osmanlı hükümeti, isyan ve katliamlara karşı güvenlik tedbirleri almakla beraber, “Yer Değiştirme Kanunu”ndan önce de, bu tedbirlerin yeterli olmadığı durumlarda Ermenileri başka yerlere yerleştirme yoluna gitmiştir. Ancak bu uygulamanın genelleştirilmesi fikrini doğuran olay, Van Ermenilerinin isyanı olmuştur. Çevredeki Ermenilerin, Osmanlı devletinin savaşa girdiği tarihlerde Van'da toplandıkları ve silahlanarak Rusların iyice yaklaşmasını bekledikleri resmi belgelere yansımıştır. Ermenilerin başlattıkları isyanlar, -katliamlar ve tahriplerin dışında- Rusların bir ay içinde Van, Malazgirt ve Bitlis'i işgali ile sonuçlanmıştır. Van örneği, Türk ordusunun daima arkadan vurulacağını ve ihanete uğrayacağını göstermiştir. Bu durumda hükümet, ülkenin çeşitli bölgelerinde yaşayan bazı Ermenilerin, “yer değiştirmelerine” karar vermek zorunda kalmıştır. İtilaf Devletleri ve Rusya ile birlik olan Ermenilerin başlattıkları isyan ve katliamlar savaşın kaderini etkileyecek noktaya ulaşınca, Başkomutan Vekili Enver Paşa duruma bir çare bulmak amacıyla, 2 Mayıs 1915'te İçişleri Bakanı Talat Paşa'ya bir yazı göndererek, "Van bölgesindeki isyanlarını sürdürmek için daima toplu ve hazır bir halde bulunan Ermenilerin, isyan çıkaramayacak şekilde dağıtılmaları gerektiğini” bildirmiştir. Bunun üzerine Talat Paşa, 23 Mayıs 1915’te, 4. Ordu Komutanlığına bir şifre göndererek, “Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermenilerin, Musul vilâyetinin Güney kısmı, Zor sancağı ve Merkez hariç olmak üzere Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermenilerinse Suriye vilâyetinin Doğu kısmı ile Halep vilâyetinin Doğu ve Güneydoğusu'na sevk ve iskân edilmelerini” istemiştir. Sevk işlemlerini takip etmek üzere Adana, Halep ve Maraş bölgesine mülkiye müfettişleri tayin edilmiştir. Yer değiştirmeyi zorunlu kılan; Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermenilerin, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaları ve isyanlarıdır. Kafkas ve İran cephelerinin güvenlik hattını oluşturan bölgelerdeki Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Yer değiştirme uygulaması nedense bu gözle görülmek istenmemekte, Ermenistan ve Ermeni diasporası Osmanlı aleyhine olumsuz, yalan ve iftiralarla dolu propagandalar yapmaktadır. Halbuki, tarihi gerçek şudur yer değiştirme kararı ile Osmanlı Devleti, Ermenileri yok olmaktan kurtarmış ve eşine az rastlanır bir şekilde korumuştur. Bugün Ermeni milleti varlığını devam ettiriyorsa, bu Osmanlıların iyi niyeti ve başarısı sayesindedir. Yer Değiştirme Tehcir Kanunu Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulamasını o günün şartlarında bir kanuna dayandırmıştır. Keyfi bir uygulama değildir. Dört maddelik kanun, “savaş halinde devlet yönetimine karşı gelenler için askeri birliklerce alınacak tedbirleri” içermektedir. Kanunun çıkış süreci şöyledir İçişleri Bakanlığı isyancı Ermenilere karşı tutuklama gibi bazı önlemleri alırken, 24 Mayıs 1915'te ortak bir bildiri yayınlayan Rusya, Fransa ve İngiltere hükümetleri, bir aydan beri, "Ermenistan" diye adlandırdıkları Doğu ve Güney-Doğu Anadolu'da Ermenilerin öldürüldüklerini ileri sürmüşler ve olaylardan Osmanlı hükümetini sorumlu tutacaklarını açıklamışlardır. Konunun bu şekilde uluslar arası bir boyut kazanması üzerine Talat Paşa, yer değiştirme uygulaması hakkında hazırladığı bir yazıyı 26 Mayıs 1915 günü Başvekalet’e Başbakanlığa göndermiştir. Yazıda, Ermenilerin isyan ve katliamlarına dikkat çekildikten sonra, savaş bölgelerindeki Ermenilerin başka bölgelere nakline karar verildiği anlatılmıştır. Bu durum, Başbakanlık’ça derhal Meclis gündemine getirilmiştir. Başbakanlık, devletin güvenliği için başlatılan yer değiştirme uygulamasının yerinde olduğunu belirtilerek, bunun bir usul ve kurala bağlanmasının zorunluluğunu dile getirmiştir. Meclis, aynı tarihte uygulamayı kabul eden bir karar almıştır. Böylece 27 Mayıs 1915’te Meclis’ten çıkan “Yer Değiştirme Kanunu”, 1 Haziran 1915 günü dönemin Resmi Gazetesi Takvim-i Vekâyi’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanunun; 1. maddesinde "Devlet güçlerine ve kurulu düzene karşı muhalefet, silahla tecavüz ve mukavemet görülürse şiddetle karşı konulması ve imha edilmesi", 2. maddesinde "Silahlı güçlere yönelik casusluk ve ihanetleri tespit edilen köy ve kasabaların başka bölgelere yerleştirilmesi", 3. maddesinde kanunun yürürlüğe giriş tarihi ve 4. maddesinde de kanunun uygulamasından sorumlu olanlar belirtilmektedir. Görüldüğü üzere kanun; tamamen devleti ve kamu düzenini korumaya yönelik, şiddete karşı bir yetki kanunudur. En önemli özelliği ise; “kanun metninde herhangi bir etnik grup, zümrenin zikredilmemiş veya ima edilmemiş” olmasıdır. Kanun kapsamına giren Müslüman, Rum ve Ermeni asıllı Osmanlı vatandaşları yerlerinden başka yerlere sevk edilerek göçe tabi tutulmuştur. Başbakanlık tarafından 30 Mayıs 1915’te İçişleri, Harbiye ve Maliye Nezâretlerine Bakanlıklarına gönderilen bir yazıda, göçün nasıl uygulanacağı ayrıntılı şekilde anlatılmış ve şöyle denilmiştir1 “Göç ettirilenler, kendilerine tahsis edilen bölgelere can ve mal emniyetleri sağlanarak rahat bir şekilde nakledileceklerdir; Yeni evlerine yerleşene kadar iaşeleri Göçmen Ödeneği’nden karşılanacaktır; Eski malî durumlarına uygun olarak kendilerine emlâk ve arazî verilecektir; Muhtaç olanlar için hükümet tarafından konut inşa edilecek; çiftçi ve ziraat erbabına tohumluk, alet ve edevat temin edilecektir; Geride bıraktıkları taşınır malları, kendilerine ulaştırılacak; taşınmaz malları tespit edilecek ve kıymetleri belirlendikten sonra, paraları kendilerine ödenecektir; Göçmenlerin ihtisasları dışında kalan zeytinlik, dutluk, bağ ve portakallıklarla, dükkân, han, fabrika ve depo gibi gelir getiren yerleri açık arttırma ile satılacak veya kiraya verilecek ve bedelleri sahiplerine ödenmek üzere mal sandıklarınca emanete kaydedilecektir; Bütün bu konular özel komisyonlarca yürütülecek ve bu hususta ayrıntılı bir tâlimatnâme hazırlanacaktır.” Talat Paşa’nın Ermenilerin soykırımını isteyen telgrafı var mıdır? Ermeniler hakkında alınan tedbirlerin onları imha maksadını taşımadığı, Talat Paşa tarafından her fırsatta dile getirilmiştir. Nitekim 29 Ağustos 1915 tarihinde ilgili vilâyetlerin vali ve mutasarrıflarına gönderilen bir şifre telgrafta kullanılan üslup, bunun en açık delilidir. Şifrede şöyle denilmektedir "Ermenilerin bulundukları yerlerden çıkarılarak tayin edilen bölgelere sevklerinden hükümetçe takip edilen gaye, bu unsurun hükümet aleyhine faaliyetlerde bulunmalarını ve bir Ermenistan Hükümeti teşkili hakkındaki millî emellerini takip edemeyecek bir hale getirilmelerini temin etmektir. Bu kimselerin imhası söz konusu olmadığı gibi, sevkiyat esnasında kafilelerin emniyeti sağlanmalı ve muhacirîn tahsisatından sarfiyat yapılarak iaşelerine ait her türlü tedbir alınmalıdır. Ermeni kafilelerine saldırıda bulunanlara veya bu gibi saldırılara önayak olan jandarma ve memurlar hakkında şiddetli kanunî tedbir alınmalı ve bu gibiler derhal azledilerek Divan-ı Harplere teslim edilmelidir2." Talat Paşa’nın verdiği emir böyle olmasına rağmen, sözde Ermeni soykırımı iddiacıları, gerçeği çarpıtmışlar; Talat Paşa’nın Ermenilerin katledilmesine yönelik emir verdiğini ileri sürmüşlerdir. Dayanakları ise Aram Andonian adlı bir Ermeni’nin, 1920 yılında Londra’da yayınladığı "Naim Bey'in Anıları/Ermenilerin Tehcir ve Katliamına İlişkin Resmi Türk Belgeleri" isimli kitabıdır. Kitapta yer alan ve Talat Paşa'ya atfedilen telgraflar; bir soykırım suçlusu yaratmak amacıyla üretilmiş sahte belgelerdir. Bu belgelerin sahteliği, Şinasi Orel ve Süreyya Yuca tarafından yapılan inceleme sonucunda kanıtlanmıştır3. Yer Değiştirme Sırasındaki Uygulamalar Kanuna göre hazırlanan uygulama emri ile yer değiştirmenin nasıl yapılacağı tüm ayrıntıları ile belli kurallara bağlanmıştır. Bu emirde; menkul ve gayri menkullerin nasıl teslim alınacağı, araziler ve üzerindeki mahsulün durumu, bunların kayda alınması, göç edenlere sıcak ve etli yemek verilmesi gibi konulara dahi yer verilmiştir. Uygulama emrinde, menkul ve gayrimenkulun yok edilmesi ya da insanların öldürülmesi yönünde herhangi bir işaret olmadığı gibi; tam tersine uygulamada hata yapanların idam cezasına kadar uzanan ağır cezalarla cezalandırılacağı belirtilmektedir. Yukarıda verilen uygulama emrinden anlaşıldığı gibi, yerleri değiştirilenler taşınabilir mal ve eşyalarını beraberlerinde götürecekler veya bunlar sonra kendilerine ulaştırılacak, taşınmaz malları ise açık attırma ile satılacak ve bedelleri kendilerine ödenecektir. Bu esaslar içinde göç ettirilen Ermeni kafileleri, yerleştirilecekleri yerlere gönderilmek üzere, yol kavşakları üzerinde bulunan Konya, Diyarbakır, Cizre, Birecik ve Halep gibi belirli merkezlerde toplanmışlardır. Kafilelerin sevk edildikleri güzergâhlar, göçmenlerin zorluklarla karşılaşmamaları ve güvenlikleri için mümkün olduğu kadar kendilerine yakın yollardan seçilmiştir. Güzergâhların seçiminde tren yolları ve “şahtur” denilen nehir kayıklarının bulunduğu yerler tercih edilmiştir. Bir yandan Birinci Dünya Savaşı'nın sürmesine rağmen, yer değiştirmenin düzenli bir şekilde yürümesi ve kafilelerin herhangi bir zarara uğramaması için azami dikkat gösterilmiştir. Nitekim, Amerika'nın Mersin Konsolosu Edward Natan, 30 Ağustos 1915'te Büyükelçi Morgenthau’ya gönderdiği raporda, “Tarsus'tan Adana'ya kadar bütün hat güzergâhının Ermenilerle dolu olduğunu; kalabalık yüzünden birtakım sıkıntıların olmasına rağmen Hükümetin bu işi son derece intizamlı bir şekilde idare ettiğini; şiddete ve düzensizliğe yer vermediğini; göçmenlere yeteri kadar bilet sağladığını; muhtaç olanlara yardımda bulunduğunu” belirtmiştir4. Eğer Osmanlı hükümeti bir grup insanı yok etme maksadıyla bu uygulamaya girişmiş olsa idi, göç edenlere yolda sağlanacak imkanları, kafilelerin eşkıya baskınlarına karşı korunmasını, hastalara yardım yapılmasını, çocukların korunmasını, geride bıraktıkları menkul ve gayrimenkullerin kayıt altında tutulmasını, etli yemek verilmesine ilişkin kararları uygulamaya geçirmezdi. İşte bu nedenlerle, yer değiştirme, Ermenileri yok etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür. Yer Değiştirme Sırasında Yapılan Harcamalar Yer Değiştirme Kanunu ile yerleri değiştirilen Müslüman, Rum ve Ermeniler ile Anadolu'ya yönelen göç hareketlerine ilişkin ihtiyaçları karşılamak amacıyla, Göçmen Genel Müdürlüğü kurulmuş, bu kurum tarafından göçmenlerin, yerleştirme, geçim ve diğer sorunları çözülmeye çalışılmıştır. Uygulamaya ait belgelerde hangi il ve ilçelerde hastane kurulduğu, Ermeni çocuklarından yetim kalanlar için hangi binanın ayrıldığına kadar detaylı bilgiler verilmektedir. Yer değiştirmeye tabi göçmenlerin, sevk, yerleştirme ve geçimlerinin sağlanması için 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı sonuna kadar ise 230 milyon kuruş harcandığı belgelerden anlaşılmaktadır5. Göç esnasında oluşturulan kafilelere, vasıta veya binek hayvanı sağlanmış, kadın, yaşlı ve çocuklarla, hastalara özel ilgi gösterilmiştir. Dönemin İçişleri Bakanlığınca yayınlanan yönetmeliğin 2. maddesinde, “nakledilen Ermenilerin taşınabilecek bütün mallarını ve hayvanlarını birlikte götürebilecekleri”, 3. maddesinde ise, “yerleştirilecekleri yerlere sevk edilen Ermenilerin yolculuk sırasında canlarının korunması, yiyeceklerinin temini ve istirahatlarının, geçtikleri yerlerde bulunan yönetim makamlarına ait olduğu; bu konuda meydana gelecek gevşeklik ve ilgisizlikten sırasıyla bütün memurların sorumlu olduğu” ayrıntılı bir şekilde açıklanmıştır. Deniz yoluyla göç edenlerin o dönemde salgın bulunan sıtma hastalığına karşı korunabilmeleri için kinin dağıtılmış, hastalar için sivil hastaneler yanında askeri hastanelerden de yararlanma imkanı getirilmiştir. Göçmenlerden ailelerini yitirmiş olan kimsesiz çocuklar yetimhanelere veya göç edilen yerlerdeki ailelere yerleştirilmiş ve bunların geçimleri sağlanarak meslek sahibi olmaları için eğitim imkanı sağlanmıştır. Osmanlı hükümeti, yer değiştirme uygulaması için ciddi harcamalar yaparken, bir yandan da göçe tabi tutulan Ermenilerin devlete ve şahıslara olan borçlarını ya ertelemiş ya da tamamen silmiştir. Bu arada Amerika'dan Ermeni göçmenlere verilmek üzere gönderilen bir miktar para da Amerikan misyonerleri ve konsolosları tarafından Hükümetin bilgisi dahilinde Ermenilere dağıtılmıştır. Yer Değiştirmeden Önce Ermeni Nüfusu Ermeni komitacılar ve bugünkü destekçileri tarafından günümüzde en çok istismar edilen ve çarpıtılan konu Ermeni nüfusunun göç öncesi ve sonrasındaki durumudur. Savaş döneminde tutulan kayıtlar, resmi rakamlar, kilise kayıtları, yabancı misyonların raporlarında yer alan nüfus bilgileri ve diğer belgelere rağmen sürekli olarak o günkü gerçek nüfusun birkaç katı bir rakam gösterilerek, rakamlar akıl almaz miktarlarda abartılmakta ve sözde soykırım iddialarına dayanak aranmaktadır. Verilen rakamlardan bazıları, dünya genelinde bugün yaşayan toplam Ermeni nüfusunu bile birkaç kat aşmaktadır. Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusu bazı yabancı kaynaklarda şöyle belirtilmiştir Ermeni Patrikhanesi'ne göre milyon Lozan Konferansı Ermeni Heyeti’ne göre milyon Fransız Sarı Kitabı'na göre milyon Britannica'ya göre milyon İngiliz yıllığına göre 1 milyon Osmanlı devleti resmi belgelerine göre Ermeni nüfusu ise şöyledir 1893 Nüfus sayımına göre 1906 Nüfus sayımına göre 1914 Nüfus istatistiğine göre 6 Gerek Osmanlı, gerekse Ermeniler ve yabancılara ait istatistikler değerlendirildiğinde, I. Dünya Savaşı döneminde Osmanlı topraklarında yaşayan Ermenilerin nüfusunun en fazla civarında olduğu belirlenmektedir. Osmanlı’daki Ermeni nüfusu hakkındaki en güvenilir rakamların resmi belgelerde olduğu kesindir. Osmanlı devletinde İstatistik Genel Müdürlüğü, 1892 yılında kurulmuştur. Genel Müdürlük görevini 1892 yılında Nuri Bey, 1892-1897 yılları arasında Fethi Franco adlı bir Musevi, 1897-1903 yılları arasında Mıgırdıç Şınabyan isimli bir Ermeni, 1903-1908 yılları arasında Robert isimli bir Amerikalı, 1908-1914 yılları arasında Mehmet Behiç Bey yapmıştır. Görüldüğü gibi Ermeni meselesini siyasi alana taşıyan önemli olayların cereyan ettiği dönemde, Osmanlı nüfus bilgileri yabancıların kontrolü altındadır. Buradan hareketle, bugüne kadar aksi bir belge ve kanıt olmadığına göre Osmanlı nüfus bilgilerine itibar edilmesi gerekmektedir. Ermenilerin Yerleştirildikleri Bölgeler Yer değiştirme uygulaması çerçevesinde; Erzurum, Van ve Bitlis vilâyetlerinden çıkarılan Ermeniler, Musul’un güney kısmı ile Zor ve Urfa sancağına; Adana, Halep, Maraş civarından çıkarılan Ermeniler ise Suriye’nin doğu kısmı ile Halep’in doğu ve güneydoğusuna yerleştirilmişlerdir. Yeni yerleşim bölgelerinin Bağdat demiryoluna en az 25 km. uzaklıkta kurulmasına, Ermeni nüfusunun yöredeki Müslüman nüfusun yüzde 10’unu geçmemesine ve köylerin 50 haneden fazla olmamasına dikkat edilmiştir. Yer Değiştirmeye Tabi Tutulan Ermeni Nüfusu Yer değiştirme uygulaması sırasında çeşitli yollardan göç ettirilen Ermenilerin ayrıldıkları ve vardıkları yerlerdeki sayıları devamlı şekilde kontrol edilmiştir. 9 Haziran 1915'ten 8 Şubat 1916 tarihine kadar Anadolu'nun çeşitli bölgelerinden yeni yerleşim bölgelerine taşınan ve yerlerinde bırakılan Ermeni nüfusun ne kadar olduğu, Osmanlı Arşivi’nin ilgili tasniflerindeki belgelerden şu şekilde derlenmiştir Buna göre; kişi yer değiştirme uygulaması çerçevesinde sevk edilmiş, bunlardan ise yeni yerleşim bölgelerine sağ salim ulaşmıştır7. Görüldüğü gibi, göç ettirilenlerle yeni yerleşim bölgelerine varanlar arasında kişilik bir fark bulunmaktadır. Bu fark, belgelerden elde edilen bilgiye göre, şu şekilde ortaya çıkmıştır 500 kişi Erzurum-Erzincan arasında; kişi Urfa Halep arasındaki Meskene’de; kişi Mardin civarında eşkıya ve Arap aşiretlerinin saldırısı sonucu katledilmiş, ayrıca bir o kadar, yani yaklaşık ve belki de biraz daha fazla kişi de Dersim bölgesinden geçen kafilelere yapılan saldırılar sonucu öldürülmüştür. Bu kayıp miktarı, Ermenilere karşı, hiçbir şekilde katliam yapılmadığını göstermektedir. Katliamın olmadığı yerde ise soykırımdan hiç söz edilemez8. Bu bilgiler ışığında toplam 9-10 bin kişinin yer değiştirme uygulaması sırasında katledildiği tespit edilmektedir. Ayrıca yollarda açlıktan da ölümler olduğu belgelerden anlaşılmaktadır. Bunun dışında tifo, dizanteri gibi hastalıklar ve iklim koşulları sebebiyle de yaklaşık 25-30 bin kişinin öldüğü tahmin edilmektedir ki, bu şekilde 40 bine yakın kişi yollarda kaybedilmiştir. Kalan 10-16 bin kişinin ise bir kısmı, yola çıkarılmış olmakla birlikte, henüz iskan mahalline varmadan tehcirin durdurulması sebebiyle, bulundukları vilayetlerde alıkonulmuştur. Mesela 26 Nisan 1916’da Konya iline, ilde henüz yollarda olan Ermenilerin sevk edilmeyerek il dahilinde iskan edilmeleri için yazı gönderilmiştir. Öte yandan yer değiştirme kapsamında bulunan Ermenilerden bir bölümünün Rusya’ya, Batı ülkelerine ve Amerika’ya kaçırıldıkları da tahmin edilmektedir9. Yer değiştirme uygulamasının yapıldığı dönemde, Osmanlı ordusunda silah altında bulunan Ermenilerden Rus ordusuna katıldığı, yine Türklerle savaşmak üzere Ermeni’nin de Amerikan ordusunda üç-dört yıldır eğitim gördüğü gibi kayıtlar yer almaktadır. Gerçekten de, Amerika’da yaşayan bir Ermeni’nin Elazığ’da dava vekili olan Murad Muradyan’a yazdığı mektupta bu türden bilgiler bulunmaktadır10. Mektupta, bir kısım Ermeni’nin Rusya’ya ve Amerika’ya kaçırıldıkları ve Amerika’da eğitilen askerin Kafkasya’ya hareket etmekte olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bütün bu belgelerden de anlaşılacağı gibi, Osmanlı vatandaşı pek çok Ermeni, harpten önce ve harp içinde Amerika ve Rusya başta olmak üzere çeşitli ülkelere dağılmışlardır. Mesela ticaret maksadıyla Amerika’da bulunan Artin Hotomyan adlı bir Ermeni’nin 19 Ocak 1915’te Emniyet Genel Müdürlüğü’ne gönderdiği bir mektupta çeşitli yollarla binlerce Ermeni’nin Amerika’ya kaçırıldığı ve bunların aç ve perişan bir halde yaşadıkları ifade edilmektedir11. Bu bilgiler, Anadolu ve Rumeli’nin çeşitli bölgelerinden yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerin sayıları ile, yeni iskan merkezlerine ulaşanların sayılarının birbirini tuttuğunu göstermekte ve dolayısıyla sevk ve iskan sırasında herhangi bir katliam olayının olmadığını ortaya koymaktadır. 1918 yılında, Ermeni Delegasyonu Başkanı olan Boghos Nubar Paşa’nın Fransa Dışişleri Bakanlığı Yüksek Yetkili Bakanı Monsieur Gout’a gönderdiği raporda Kafkasya’da İran’da Suriye-Filistin’de Musul-Bağdad’da olmak üzere kişinin Türkiye’den sürgün edildiğini, aslında sürgünlerin toplam sayısının 600-700 bin kişiye ulaştığını ve bunlardan ayrı olarak çöllerde şuraya buraya dağılmış sürgünleri kapsamadığını bildiriyor12. Boghos Nubar Paşa’nın verdiği rakamlardan 290 bin kişinin yer değiştirme uygulaması dışında Osmanlı topraklarını terk edenler olduğu anlaşılıyor. Dolayısıyla göç ettirilenlerin toplam sayısı olarak verilen 600-700 bin kişiden 290 bin kişi çıkarılacak olursa, yer değiştirmeye tabi tutulan nüfusun 400 bin civarında olduğunu gösteriyor ki, bu da Ermeni delegasyonu başkanının, yer değiştirmenin gerçekleştirilmesi sonrasına, yani 1918 yılına ait verdiği sayılarla, Osmanlı belgelerinde verilen rakamlar arasında büyük ölçüde uygunluk görünmekte ve Ermenilerin iddia edildiğinin aksine sağ salim iskan yerlerine vardıklarını ve dolayısıyla soykırım iddialarının ne kadar dayanaksız olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu konuyla ilgili yabancı ve özellikle de Ermeni kaynaklarında şu bilgiler yer almaktadır Noradungian Gabrial’in Lozan Konferansı Tali Komisyonu'na sunduğu rapora göre; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin, İran'a 50 bin olmak üzere toplam 695 bin Ermeni 1. Dünya Savaşı döneminde ülke dışına gitmiştir. Ermeni ileri gelenlerinden Hatisov, daha sonra Ermenistan Cumhurbaşkanı olmuştur, Trabzon Konferansı'na 14 Mart-14 Nisan 1918 katılan Hüseyin Rauf Bey'e gönderdiği mesajda, Kafkasya'da Osmanlı memleketinden kaçan 400 bin Ermeni'nin bulunduğunu bildirmiştir13. Ermeni Prof. Dr. Richard Hovannisian, Ermeni nüfus incelemelerini ortaya koyduğu eserinde; Suriye dışındaki Arap ülkelerinden; Lübnan’a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, Irak'a 25 bin, Fransa ve Amerika'ya 35 bin Ermeni'nin göç ettiğini belirtmektedir14. Ermeniler ve yabancıların verdiği bu rakamlardan hareketle; göç ettirme dışında çok sayıda Ermeni’nin Türkiye’den kendi iradesiyle ayrıldığını göstermektedir. Ayrılanlara genel baktığımızda; Kafkasya'ya 345 bin, Suriye'ye 140 bin, Yunanistan ve Ege Adalarına 120 bin, Bulgaristan'a 40 bin. İran'a 50 bin, Lübnan'a 50 bin, Ürdün'e 10 bin, Mısır'a 40 bin, lrak'a 25 bin, Fransa, ABD, Avusturya vd. 35 bin olmak üzere, toplam Ermeni'nin gittiği anlaşılmaktadır. O halde Ermenilerin iddia ettiği gibi bir Ermeni soykırımı veya 2-3 milyon Ermeni’nin yok edilmesi mümkün değildir. Bunun da ötesinde eğer Osmanlı devleti Ermeni tebaasından kurtulmak isteseydi; bunu asimilasyon yoluyla veya savaşı gerekçe göstererek halledebilirdi. Oysa Ermeniler, imparatorluk içerisinde Türklerden bile rahat bir yaşam sürmüşlerdir. Belirtildiği gibi, Birinci Dünya Savaşı’nda ele geçirdikleri yerlerin kendilerine verileceği ve bağımsız bir Ermenistan kurulacağı gibi hayallere kanan Ermeniler, vatandaşı bulundukları Osmanlı devletini arkadan vurmaya başlayınca, yer değiştirme uygulaması zorunlu hale gelmiştir. Ermenilerin yerlerinin değiştirilmesi, onları imha etmek değil, devlet güvenliğini sağlamak, onları korumak amacını gütmüştür ve dünyanın en başarılı yer değiştirme uygulamasıdır. Ermeni Kafilelerine Yapılan Saldırılar ve Devletin Önlemleri Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine nakilleri sırasında bazı kafilelere, özellikle Halep-Zor arasında bölge haklı tarafından saldırılar düzenlenmiştir. 8 Ocak 1916 tarihli bir telgraftan anlaşıldığına göre; Halep'e bir saat mesafeden Meskene'ye kadar olan yollarda Arap eşkıyasının gasp için yaptığı saldırılar sonucu pek çok Ermeni’nin öldürüldüğü; Diyarbakır'dan Zor'a ve Suruç'tan Menbiç yoluyla Halep'e nakledilen Ermenilerden kadarının yine Arap aşiretlerinin saldırılarına maruz kalarak soyuldukları anlaşılmıştır. Diyarbakır bölgesinde çeteler ve eşkıya tarafından yakın kişinin öldürüldüğü; Erzurum-Erzincan arasında 500 kişilik başka bir kafilenin de bazı aşiretlerin saldırısı sonucu öldürüldüğü anlaşılmaktadır. Osmanlı hükümeti, bir yandan cephelerde düşmanla savaşırken bir yandan da kafilelerin emniyetlerini sağlamak için olağanüstü gayret sarf etmiştir. Ermeni kafilelerinin sevki sırasında ihmali veya yolsuzluğu görülen görevlileri tespit etmek üzere inceleme heyetleri kurulmuş ve göç bölgelerine gönderilmiştir. Bu heyetler, suçu sabit görülenleri Divan-ı Harp’e sevk etmiştir. İhmali bulunan görevliler işten el çektirilirken, bir kısmı da ağır cezalara çarptırılmıştır. Yerleri Değiştirilmeyen Ermeniler Yer değiştirme kararı bütün Ermenilere uygulanmamıştır. 2 ve 15 Ağustos 1915 tarihlerinde ilgili valiliklere gönderilen telgraflarda, Katolik ve Protestan mezhebinde bulunan Ermenilerin yanı sıra, Osmanlı ordusunda subay ve sıhhiye sınıflarında hizmet gören Ermeniler ile Osmanlı Bankası şubelerinde, reji idaresinde ve bazı konsolosluklarda çalışan Ermenilerin devlete sadık kaldıkları sürece göçe tabi tutulmayacakları bildirilmiştir. Göçe tabi tutulan sadece devlete baş kaldıran Gregoryan mezhebine mensup Ermenilerdir. Öte yandan, hasta, özürlü, sakat ve yaşlılar ile yetim çocuklar ve dul kadınlar da göçe tabi tutulmamış, yetimhaneler ve köylerde koruma altına alınarak ihtiyaçları devlet tarafından karşılanmıştır. Korunmaya muhtaç Ermeni aileler hakkında yayınlanan 30 Nisan 1916 tarihli genel bir emirde ise; erkekleri sevk edilen veya askerde bulunan kimsesiz ve velisiz ailelerin Ermeni dışında yabancı bulunmayan köy ve kasabalara yerleştirilmesi, geçimlerinin göçmen ödeneğinden sağlanması bildirilmiştir15. Göç Ettirilen Ermenilerin Geri Getirilmesi Ermenilerin yeni yerleşim bölgelerine gönderilmeleri 8 Şubat 1916’da durdurulmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından yer değiştirmeye tabi tutulan Ermenilerden isteyenlerin eski yerlerine dönebilmeleri için bir kararname çıkarılmıştır. İçişleri Bakanı Mustafa Paşa'nın 4 Ocak 1919'da Başbakanlığa gönderdiği yazıda, dönmek isteyen Ermenilerin eski yerlerine nakledilmeleri konusunda ilgili yerlere tâlimat verildiği ve gereken tedbirlerin alındığı ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir16. Yer Değiştirme Uygulamasının Yurtdışındaki Yansımaları Yer değiştirmenin yapıldığı bölgelerde bulunan yabancı gözlemciler, Birinci Dünya Savaşı’nın içinde birçok cephede savaşmasına rağmen Osmanlı Hükümeti'nin bu işi büyük bir titizlikle ve iyi bir şekilde yürüttüğünü yazdıkları halde, Batı basını olayları saptırarak vermeyi tercih etmiştir. Nitekim Amerika'nın Mersin'deki konsolosu Edward Natan, sevkiyatın son derece düzen içinde yapıldığını raporunda belirttiği halde, İstanbul'daki büyükelçi Morgantau, olayları gerçeklere tamamen ters şekilde ülkesine bildirmiş ve Amerikan basını da bunları Türkler aleyhine kullanmıştır. İran'da bulunan İngiliz konsoloslarının raporları çerçevesinde Ermeni’nin öldürüldüğü gibi iddialar İngiliz parlamentosunda tartışılmış ve Türk Hükümeti'nin protesto edilmesi kararı alınmıştır. Ayrıca, İngiltere'de Ermeni olayları hakkında yayınlanan "Mavi Kitap"ta Osmanlı ülkesinde bulunduğu savunulan Ermeni’den üçte birinin katledildiği iddia edilmiştir. Yabancıların İncelemeleri Bu konuda ilk inceleme, Birinci Dünya Savaşı’nın bitiminden hemen sonra İstanbul'un işgali sırasında İngilizler tarafından yapılmıştır. Savaş suçu işledikleri gerekçesiyle tutuklanan 143 Türk’ü mahkum ettirebilmek için, savaştan galip gelmelerinin üstünlüğünü de kullanarak yaptıkları incelemelerde soykırımın varlığına yönelik bir bilgi ve belgeye ulaşamamışlardır. Sonraki yıllarda soykırıma yönelik uydurmalar durmamış, sahte bilgi ve belgelerle kamuoyu oluşturulmaya çalışılmış, bazı ülkelerin siyasileri de bu oyuna alet edilmiştir. 1985’te ABD Temsilciler Meclisi’nin sözde Ermeni soykırımına yönelik bir karar alma çalışması üzerine, 69 bilim adamının 19 Mayıs 1985’te Temsilciler Meclisi’ne sundukları rapor, son derece önemlidir. Raporda özetle şöyle denilmiştir17 “14. yüzyıldan 1922'ye kadar, günümüzde Türkiye olarak, daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti’ olarak adlandırılan bölge, çok dinli, çok uluslu bir devlet olan Osmanlı İmparatorluğunun bir parçasıydı. Nasıl Habsburg İmparatorluğunu günümüz Avusturya Cumhuriyeti ile eş saymak yanlışsa, Osmanlı İmparatorluğunu, Türkiye Cumhuriyeti ile bir tutmak da yanlıştır. Türk, Osmanlı araştırmaları ve Ortadoğu üzerine uzmanlaşmış, aşağıda imzaları bulunan Amerikalı akademisyenler, ABD Temsilciler Meclisi'nin 192 sayılı kararında kullanılan dilin birçok açıdan yanıltıcı ve yanlış olduğu görüşündedirler. Çekincelerimiz Türkiye’ ve soykırım’ sözcüklerinin kullanılması konusunda odaklanmakta olup aşağıdaki şekilde özetlenebilir Günümüz Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kurulmasıyla sonuçlanan Türk Devrimiyle 1922'de tarih sahnesinden silinmiş olan Osmanlı İmparatorluğu, şu anda Güneydoğu Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da bulunan ve sadece bir tanesinin Türkiye Cumhuriyeti olduğu 25'ten fazla devletin topraklarını ve halklarını bünyesinde barındıran bir devletti. Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı zamanında gerçekleşen hiçbir olaydan sorumlu tutulamaz. Soykırım’ suçlamasına gelince; bu açıklamayı imzalayanların hiçbiri Ermenilerin çektikleri acıların boyutlarını küçümseme amacını taşımamaktadır. Aynı şekilde söz konusu bölgedeki Müslüman halkın da acılarının farklı şekilde değerlendirilemeyeceği görüşündeyiz. ... Ancak saldırgan ve masum olanı ayırt edebilmek ve olayların nedenlerini belirleyebilmek için tarihçilerin ulaşmaları gereken daha birçok belge ve bulgular vardır. Temsilciler Meclisinin 192 sayılı kararındaki gibi ithamları kaçınılmaz olarak Türk halkı hakkında adaletsiz yargılara varılmasına ve belki de tarihçilerin bu trajik olayları anlamakta kaydetmeye başladıkları gelişmeye zarar verilmesine yol açacaktır. Kongre bu kararı kabul ederse, tarihsel sorunun hangi yanının doğru olduğuna yasa yolu ile karar vermeye çalışmış olacaktır. Tarihsel olarak şüpheli varsayımlara dayalı böylesine bir karar, dürüst tarihsel araştırmaya zarar verecek ve Amerikan yasama sürecinin güvenirliliğini sarsacaktır.”
23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldı. Bunun amacı ülkemizde bir araya toplamak ve ülkemizi kurtarmak için mücadele etmektir. Ancak tabii hiç kolay olmamıştır ve TBMM’ye karşı bazı isyanlar yaşanmıştır. Şimdi bu isyanları inceleyelim ve neler olduğunu öğrenelim. İşte 8. sınıf sosyal bilgiler Büyük Millet Meclisine karşı ayaklanmalar konu Büyük Millet Meclisi Ankara'da açılmıştır. Çünkü o dönem itilaf devletlerinin ulaşamadığı en önemli şehirlerden biri Ankara idi. O yüzden ülkenin birçok farklı şehrinden milletvekilleri Ankara'ya geldi ve TBMM çatısı altında birleşti. Böylece farklı şehirlerden temsil eden Milletvekilleri ülkenin kurtuluşu için meclis bünyesinde ortak karar vermeye başladı. Büyük Millet Meclisine Karşı Ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi açıldığı günden itibaren pek çok farklı İsyan ortaya çıktı. Bu isyanların bazıları olumlu bazıları ise olumsuz durumlar ortaya çıkardı. Olumsuz açıdan yaşanan İsyan sebebiyle Kurtuluş Savaşı daha geç başladı. Ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin otoritesi arttı ve daha güçlü hale geldi. TBMM'nin Aldığı Önlemler Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisi yaşanacak bazı isyanlara karşı o dönem önlemler aldı. Çünkü zaten bazı isyanların çıkacağı biliniyordu ve bu yüzden bir takım önlemler öne çıkarıldı. - Hıyanet-i Vataniye kanunu - İstiklal Mahkemeleri - Vatan hainleri için fetva - İstanbul hükümeti ile irtibatların kesilmesi TBMM'ye Karşı Ayaklanmalar Nelerdir? Türkiye Büyük Millet Meclisine karşı farklı ayaklanmalar yaşanmıştır. Bu ayaklanmaların başında ise farklı insanlar bulunur. Özellikle bazı ayaklanmalar TBMM'nin oldukça zorlanmasına sebep olmuştur. Şimdi bu ayaklanmaların neler olduğuna bakalım. - İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar - Azınlıkların ayaklanmaları - İstanbul ve İtilaf devletleri ile yapılan ayaklanmalar Şimdi bu ayaklanmaları sırasıyla bakalım ve neler olduğunu öğrenmeye çalışalım. İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin gerçekleştirdiği 2 ayaklanma bulunmaktadır. Bunlar Anzavur Ayaklanması ve Kuvayi inzibatiye Ayaklanması olarak bilinmektedir. Bu ayaklanmalar İstanbul Hükümeti'nin TBMM’nin görevini yerine getirmemesi için ortaya çıkarılan ayaklanmalardır. Özellikle Batı Cephesi'nde Kuvayi Milliye ile ordularımızın mücadelesini bozmak amaçlı çıkan ayaklanmalardır. Azınlık ayaklanmaları Osmanlı Devleti'nde yaşayan ve azınlık olarak bilinen yani yabancı vatandaşların çıkardığı ayaklanmalardır. Bu ayaklanmalar ülkenin İtilaf Devletlerinin eline geçmesi için gerçekleştiren ayaklanmalardır. Bunlar ermeni ayaklanmaları ve pontus rum ayaklanmaları olarak bilinir. Ermeni ayaklanmaları genelde Doğu şehirlerimizde gerçekleşirken, Pontus ayaklanması ise Karadeniz bölgesinde yaşamıştır. İstanbul ve İtilaf devletleri ile birlikte yapılan ayaklanmalar Bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni en çok zorlayan ayaklanmalardır. Özellikle İtilaf Devletleri bu ayaklanmaları destek verdiği için çok daha güçlüydüler. O yüzden bu ayaklanmalar oldukça fazladır. - Yozgat şehrinde ayaklanma - Afyon şehrinde ayaklanma - Konya şehrinde ayaklanma - Bolu-Hendek ayaklanması - Düzce-Sakarya bölgesinde ayaklanma - Bayburt bölgesinde ayaklanma - Milli aşireti Ayaklanması Bütün bu ayaklanmalar Türkiye Büyük Meclisini dağıtmak ve ülkenin Kurtuluş Savaşı'na girmesi için, itilaf devletlerinin desteklediği İstanbul hükümeti tarafından yapılmıştır. Ancak TBMM büyük bir başarı ve cesaret örneği göstermiş, bütün bu ayaklanmaları kısa süre içerisinde ortadan kaldırmıştır. Not Daha önceden Kuvayi milliyeci olup sonradan İsyan ederek İtilaf Devletlerine katılan kişiler de bulunmaktadır. O yüzden bunların çıkardığı bazı ayaklanmalar bulunur. Bu ayaklanmalar Çerkez Ethem ayaklanması ve Demirci Mehmet Efe ayaklanması olarak bilinir. Her ne kadar bütün bu ayaklanmalar TBMM için zorlu bir dönem yaşatsa dahi, her biri büyük bir başarıyla ortadan kaldırıldı. Daha sonra ülkenin farklı bölgelerinde açılan cepheler ile beraber, ülkemizi itilaf Devletlerinden tamamen kurtardık.
Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi 17. YÜZYILDA OSMANLI DEVLETİA. OSMANLI DEVLETİ'NİN DOĞU SİYASETİ Osmanlı İran İlişkileri İran'ın Anadolu'daki faaliyetlerine tekrar başlaması üzerine Osmanlı Devleti ile İran arasında 1577 yılında başlayan savaşlar 1639 Kasr-ı Şirin Antlaşmasına kadar sürmüştür. III. Murat Dönemi Osmanlı İran İlişkileri İran'ın iç karışıklıkları ile boğuşmasından dolayı bunu değerlendiren III. Murat Tebriz, Gürcistan, Azerbaycan ve Şirvanı almıştır. Bunu üzerine İran barış istemek zorunda kalmıştır. Her iki devlet arasında Ferhat Paşa Antlaşması imzalanmıştır. Ferhat Paşa Antlaşması 1590 Ve Önemi Osmanlı Devleti Doğudaki en geniş sınırlarına ulaştı. 1603 - 1611 Osmanlı İran Savaşları Osmanlı Devletinin iç isyanlarla uğraşmasını fırsat bilen İran daha önce kaybettiği yerleri geri almıştır. Osmanlı Devletinin barış istemesi sonucunda Nasuh Paşa Antlaşması İmzalanmıştır. Nasuh Paşa Antlaşması 1611 Osmanlı Devleti Ferhat Paşa Antlaşması ile aldığı yerleri geri verdi. 1617 - 1618 Osmanlı İran Savaşları İran'ın Nasuh Paşa Antlaşmasına uymaması sebebi ile çıkmıştır. İran'ın isteği üzerine Serav Antlaşması yapılmıştır. Serav Antlaşması 1618 Bu antlaşma ile İran Nasuh Paşa Antlaşması ile ödemeyi vaat ettiği ipeği vermeyi kabul etti. 1622 - 1639 Osmanlı İran Savaşları Bu savaş İran'ın Bağdat'ı işgal etmesi sebebi ile çıkmıştır. IV. Murat İran Üzerine iki sefer düzenledi Revan Seferi Doğu Anadolu ve Revanı Aldı. Bağdat Seferi Bağdat'ı aldı. İran'ın barış istemesi üzerine Osmanlı Devleti ile İran arasında Kasr-ı Şirin Antlaşması1639 imzalandı. Kasr-ı Şirin Antlaşması 1639 Bu antlaşma ile bugünkü Türkiye- İran sınırı fazla değişikliğe uğramadan büyük ölçüde çizilmiştir. 1722 yılına kadar İran ile barış ortamı sağlanmıştır. B. OSMANLI DEVLETİ'NİN BATI SİYASETİ OSMANLI - AVUSTURYA İLİŞKİLERİ 1593 - 1606 Osmanlı - Avusturya Savaşları ve Zitvatorok Antlaşması Savaşın Nedenleri Avusturya'nın Osmanlı Devletine ödediği vergiyi ödememesi Avusturya'nın Osmanlı Devletinin Bosna sınırındaki topraklarına saldırması Eflak, Boğdan ve Erdel beylerini Osmanlıya karşı kışkırtması Osmanlı Devleti ile Avusturya arasında ki bu savaşlar III. Murat döneminden başlayıp III. Mehmet dönemine kadar sürmüştür. Bu dönemde Osmanlı Devleti; Haçova Meydan Savaşında Avusturya'yı bozguna uğratmış Kanije ve Estergon kalelerini ele geçirmiştir. Eflak, Boğdan ve Erdel beyleri itaat altına alınmıştır. Avusturya'nın isteği ve Osmanlı Devleti'nin iç isyanlarla ve doğuda İran ile uğraşması sebebi ile iki devlet arasında 1606 yılında Zitvatorok Antlaşması imzalanmıştır. Zitvatorok Antlaşması 1606 Bu antlaşma ile Osmanlı Devleti'nin İstanbul Antlaşması ile Avusturya'ya karşı elde ettiği üstünlüğünü kaybetmiştir. Üstünlüğünü Kaybettiği Madde Avusturya Kralı protokol bakımında Osmanlı Padişahına denk sayılacaktır. 1662 - 1664 Osmanlı Avusturya Savaşları ve Vasvar Antlaşması IV Mehmet döneminde Erdel Beyi'nin Osmanlı Devletine isyan ederek Avusturya ya sığınması sebebi ile savaşlar tekrar başlamıştır. Osmanlı Devleti Uyvar ve Zerinvar Kalelerini ele geçirmiştir. Zor durumda kalan Avusturya barış istemek zorunda kalmıştır. Her iki devlet arasında VasvarAntlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile; Avusturya Osmanlı Devletine savaş tazminatı ödemiştir. Uyvar ve Novigrad kaleleri Osmanlı Devletinde Kalmıştır. Avusturya Erdel Beyliğinin iç işlerine karışmayacaktır. OSMANLI LEHİSTAN İLİŞKİLERİ Genç Osman Devri Osmanlı Lehistan İlişkileri Lehistan'ın Boğdanın içişlerine karışması sebebi ile Osmanlı Lehistan savaşları başlamıştır. Hotin Kuşatmasında yeniçerilerin disiplinsizliği yüzünden istenilen başarı elde edilememiştir. Lehistan'ın isteği üzerine Hotin Antlaşması 1621 imzalanmıştır. Hotin Antlaşması 1621 Bu antlaşma ile her iki taraf birbirlerinin topraklarına saldırmayacaklardı. Lehistan Kırıma ödediği vergiye devam edecekti Not Yeniçeri Ocağının eski ciddiyetini kaybettiği ilk kez bu sefer sırasında anlaşılmış. Yeniçeri Ocağı kaldırmak isteyen Genç Osman bunu haber alan yeniçeriler tarafından öldürülmüştür. IV. Mehmet Devri Osmanlı Lehistan İlişkileri Lehistan'ın Osmanlı Devleti'ne bağlı Ukrayna Kazaklarına saldırması sonucu savaşlar yeniden başlamıştır. Osmanlı Devleti'nin Lehistan'ın içlerine kadar ilerlemesi sebebi ile Lehistan barış istemiştir. Osmanlı Devleti ile Lehistan arasında Bucaş Antlaşması 1672 imzalanmıştır. Bucaş Antlaşması 1672 ve Önemi Bu antlaşma Osmanlı Devleti'nin topraklarına toprak kattığı en son antlaşmadır. Osmanlı Devleti bu antlaşma ile batıdaki en geniş sınırlara ulaşmıştır. OSMANLI VENEDİK İLİŞKİLERİ Osmanlı Devleti ile Venedik arasındaki ilişkiler Girit adası yüzünden çıkmış ve 25 yıl sürmüştür. Bu savaşlar sonucunda Girit adası Osmanlı Devleti tarafından ele geçirilmiştir. İkinci Viyana Kuşatması Ve Karlofça Antlaşması 1683-1699 Merzifonlu Kara Mustafa Paşa Avusturya meselesini kesin olarak halledilmesi için Padişahı da ikna ederek Avusturya üzerine sefere çıkmış ve Viyana'yı kuşatmıştır. Ancak; Yeniçerilerin disiplinsizliği Kırım hanının ihaneti sebebi ile Alamandağı Savaşını kaybeden Osmanlı Devleti Belgrat'a kadar çekilmek zorunda kalmıştır. Bu durumu fırsat bile Avusturya, Lehistan, Venedik, Rusya ve Malta kuvvetleri "Kutsal İttifakı" oluşturarak Osmanlı Devleti'ne saldırmışlardır. Osmanlı Devleti dört cephede savaşmak zorunda kalmış ve hepsinde ağır yenilgiler almıştır. Osmanlı Devleti'nin isteği üzerine yukarıda adı geçen devletler ile Karlofça Antlaşması 1699 imzalanmıştır. Bu antlaşmadan 1 yıl sonra Rusya ile İstanbul Antlaşması 1700 imzalanmıştır. İkinci Viyana Bozgununun ,Karlofça ve İstanbul Antlaşması ve Sonuçları Türklerin Sakarya Meydan Savaşına kadar sürecek olan Avrupa'dan çekilişleri başladı. Osmanlı Devleti'nin orta Avrupa egemenliği sona erdi. Osmanlı Devleti'nin ilk kez toprak kaybına uğradı. Rusya Karadeniz'e açılma imkânı buldu. Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi sona erdi Gerileme Dönemi başladı. İÇ İSYANLAR Merkezi İstanbul İsyanları Bu isyanlar Kapıkulu ve yeniçeriler tarafından çıkarılmıştır. Celali İsyanlar 17. yüzyılda Osmanlı Devleti'nde Anadolu'da çıkan isyanların hepsine Celali İsyanlar denir Bu isyanların çıkmasında; Tımar yönetiminin bozulması Ağır vergiler Haçova Meydan Savaşından kaçan askerlerin eşkıyalığa başlaması Tımarlı Sipahilerin uzun savaşlar sebebi ile tımar bölgelerinde uzak kalmaları sebebi ile asayişin bozulması Eyalet İsyanları 17 yüzyılda devlet otoritesinin zayıflaması sonucu Boğdan, Eflak ve Erdel gibi yerlerde çıkan isyanlardır. Osmanlı Devletinde 17. Yüzyılda Çıkan İç İsyanların Sonuçları Devlet merkezindeki otorite ve güven bozuldu Osmanlı Devleti'nde ekonomik hayat durgunlaştı Köylüler kentlere göç etmeye başladı Üretim azaldı gıda fiyatları arttı. Yapılan savaşların ve ıslahat hareketlerinin başarısız olmasına neden oldu. 17. YÜZYILDA ISLAHAT HAREKETLERİ Islahat kelime manası olarak reform, düzeltme yenilik anlamında gelmektedir. 17. yüzyıldaki ıslahat hareketleri askeri alana yönelik olmuştur. Sebebi art arda gelen yenilgilerdir. Genç Osman Dönemi Islahat Hareketleri 1618 - 1622 İçki yasağı getirdi. İlmiye sınıfını düzene Maliyeye önem verdi Saray dışından evlenerek halk ile sarayın bağlarını güçlendirdi. Yeniçeri ocağını kaldırmayı düşünmüş ancak başarılı olamayarak öldürülmüştür. IV. Murat Dönemi Islahat Hareketleri 1623-1640 Ordu üzerinde ıslahat yaptı. İran'a iki sefer düzenledi Gece dışarı çıkma yasağı getirdi. Tebdil-i Kıyafet ile gezerek bizzat kontrolü sağladı Şarap ve tütünü yasak etti. İkiyüzlü devlet adamlarını ortadan kaldırdı. Yeniçeri ve sipahi ocaklarının arasını açarak elebaşlarını temizledi Duraklamanın sebeplerini anlamak amacı ile Koçi Beye raporlarRisale yazdırmıştır. Koçi Bey Risalesi Tarhuncu Ahmet Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Osmanlı Devleti'nin ilk bütçesini hazırlamıştır. Köprülü Mehmet Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Orduda disiplini sağladı İstanbul ve Anadolu da güvenliği sağlandı Suçlu devlet adamlarını cezalandırdı. Maliyeyi düzeltti. Gereksiz harcamaları kıstı. Köprülü Fazıl Ahmet Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Bütçe açığını kapattı. Kuvvetli bir ordu meydana getirdi. Merzifonlu Kara Mustafa Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Köprülü Fazıl Mustafa Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Maliye ve orduyu düzene koymaya çalıştı. Amcazade Hüseyin Paşanın Yaptığı Islahat Hareketleri Askeri kurumlarda büyük düzenlemeler yaptı. 17. Yüzyılda Yapılan Islahat Hareketlerinin Sonuçları Bu dönemdeki yeniliklerde Avrupa değil Kanuni dönemi örnek alınmıştır. Bu dönemde sorunların kökeni değil sadece dönemin sorunlarını zor ve şiddet kullanılarak bastırılma yoluna gidilmiştir. Bu yüzyıldaki yenilikler sadece yeniliği yapan kişinin hayatta olduğu sürece geçerli olmuş ölümünden sonra yenilikler sona ermiştir Bu yüzyıldaki yenilikler genelde başarılı olmamış sadece Osmanlı Devleti'nin ömrünü 3 Osmanlı Devleti'nin Duraklama Dönemi 17. Yüzyılda Islahat Hareketleri Osmanlı Venedik İlişkileri konu özeti çalışma notları özetler ders anlatım eğitim öğretim kaynakları Osmanlı - Avusturya İlişkileri 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti
istanbul isyanları kimler tarafından çıkarılmıştır