JE9WR7. Dünyanın en güzel noktasında yer alır. Bir elden, bir vakitte çıkmış değildir. Aslında muhteşem, üç kıtada hükmeden ama mütevazı bir askeri imparatorluğun hükümdar evidir. Şehri fetheden genç dahi mareşal, kim bilir;"Bum nevbet mizened der tarem-i AfrasyâbPerdedar-i mikoned der kasr-ı kayzer ankebud"Afrasyab’ın balkonunda baykuş nevbet çalıyor, Kayzerin kasrında örümcek perdedarlık yapıyor mısralarını terennüm ettiği, Bizans kayzerinin sarayında oturmak istememiştir. Her halükarda Topkapı Sarayı bir devrin ve bir mimarın eseri değildir. Ama planında ve tersiminde bütün şark saraylarında hatta Bizans’ta da görülen bir uyum vardır. Devlet, devletin felsefesi ve tebaa ile ilişkileri bu yapıya yansımıştır. 15. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar, inşa edilen pavyonların içinde bir şeye benzemez bölümler olduğu gibi, zarif mütevazı kısımlar Matbah-ı Amire bir üniversal imparatorluğun yükseldiği Kubbealtı; IV. Murat’ın trajik, dağdağalı ama zarif iç dünyasını aksettiren Revan ve Bağdat köşkleri, çinileriyle ebedileşen Veliaht Dairesi, tarihimizin en ilginç olaylarının geçtiği Harem’deki Altın Yol bu saydığım bölümlerdendir. Dış Avlu’ya Bâb-ı Hümayun / Emperyal Kapı denen dış kapıdan girilir. Bâbüsselam gişelerin bulunduğu kapı devletin yönetildiği bölüme açılır. Bu geniş avluda her üç ayda bir ulufe alan yeniçeri ortalarının gulgulesini seyreden, başkentteki sefir süfera ve devletlilere Osmanlı’nın askeri gücü teşhir edilirdi. Avluya bazen ayak direyen, padişahla görüşmek için gelen yeniçeriler de doluşurdu. Osmanlı tarihinin nahoş sayfalarıdır. Nihayet Bâbüssaade’den Saray’ın Enderun kısmına geçilirdi. Topkapı’nın haremi padişahın evidir. Harem sadece harem değildir, o da bu dünyanın bir parçasıdır; her şeyden evvel bir okuldur. Harem’e her giren kız padişahın müstefrişesi olacak değildi; devşirme sisteminin gereğidir, devletin ve padişahın yarattığı bir hizmetli kapıkulu sınıfının kadın üyesidir. Topkapı’nın 19. asra ait ilk evi Mecidiye Kasrı’dır. İstanbul’un hoş noktalarından Sultan Selim Camii’nden Haliç’i seyreden bir küçük kasır yaptırdığı da malum deryayı seyretmeye bayılan Sultan Abdülmecid’in Sarayı 19. asırda terk edildi. Sultan Mahmud saraydan pek hazzetmezdi ve burada hemen hiç kalmadı. Ama yeni sarayları Sultan Abdülmecid yaptırdı. Ders kitaplarımızda, saraylar yaptırılıp devlet hazinesinin tüketildiğinden söz ederler. Boş laftır. Bu sempatik saray bir padişahın otağ-ı hümayunu dediğimiz çadır kadar dahi göz almaz. 19. asır devleti böyle bir yerde oturamazdı; ne bir sefir kabul edilir ne bir kabul resmi tertiplenebilirdi. Kaldı ki yeni yapılan Dolmabahçe’yi ve sonraki Beylerbeyi’ni Rusya ve Avusturya’daki saraylarla mukayese dahi edemeyiz. Topkapı Sarayı ihtişamlı devletin mütevazı ve mistik bir yapısıydı. Nitekim bütün padişahlar burada tahta geçti, mukaddes emanetler muntazam ziyaret edilirdi; burada sünnet olmak ve hanedan cenazelerinin burada gasli ve kefenlenmesi pek uzun yıllar terk edildiği için harap oldu. Topkapı Sarayı’nı cumhuriyet idaresi onardı. Bugünkü müze kesinlikle müze olabilecek bir mekan değil... Güvenlik sistemini kurup geliştirmek bir dert, salonlar teşhir için uygun bir mekan değil... Hazine’nin, dünyada emsali olmayan çini koleksiyonunun, silahların, padişah kıyafetlerinin ve depodaki nice zenginliğin teşhiri mümkün değil... Millet üst üste geziyor. Sarayın eski atölyeleri yani bir ara Darphane olan yer müzeye verilmiyor çünkü Tarih Vakfı’na verilmiş, onlar da "çıkmam" diyor. Bu kadar zenginliği olan bir ülkede halen niçin Milli Müze kurulmaz, anlaşılır gibi değil... Uygun alanda, uygun tersimle yapılan bir milli müze kompleksi Sarayı en zor şartlarda harikalar yaratan, fedakar müzeci kadrolara sahip oldu. 1978’de Kremlin Müzesi genel müdürü Türkiye’ye geldiğinde Topkapı, Efes, Ankara Medeniyetleri müzelerini gezmişti; "Kaç para maaş alırlar, madalyaları var mı?" diye sorduydu. Cevabın ne olduğu malum, o zaman; "Demek ki çok vatanseverler" demişti. Bu bir hiciv değildi. Kendi dünyasının değerlerinin gözlüğüyle durumu ifade ediyordu. Devlet müzelerle baş edemiyor, gerçi 1998’den beri Topkapı Sarayı’na Kültür Bakanlığı trilyonlar yatırdı ama yetmez, yurttaşların keseyi açıp yardım etmesi gerekir. Topkapı’nın müdürü Dr. Filiz Çağman, bu külliyenin eski yazmalar bölümünün sorumlusuydu, tanınmış bir uzmandır. Kendini saraya adamıştır. Topkapı Arşivleri Sorumlusu Ülkü Altundağ hayatını bu eserleri korumaya vakfetmiştir. Müzenin çini eserleri ve silahlar gibi bölümleri de yıl ilk defa ihdas edilen Vehbi Koç Ödülü Topkapı Müzesi’ne verildi. Böyle bir kurumu desteklemek için örnek bir başlangçtır. Müzeye yapılan bağışlar, Hazine Dairesi’nin yeniden düzenlenmesi de bu cümledendir. Müze devletin değil, bizimdir. Bizim tarihimizin ifadesidir; koleksiyonlar ve binalar zarar görür, geriler, yıpranırsa bizim kimliğimizde boşluklar ve yaralar meydana gelir. Müzenin girişleri biraz pahalı görünüyor. Bu işin de düzenlenmesi gerekir. Vakıa toplu okul gezilerinde öğretmen ve öğrencilerden ve emeklilerden ücret alınmıyor. Vatandaşların yarısı ücretsiz giriyor. Topkapı sadece mücevher hayranlarının dolduracağı bir saray müze değildir. Bir tarihi yorum mekanı olmalıdır. İstanbul gibi muhteşem bir kentin de milli bir müzeye sahip olması bu yüzden gereklidir. Bence bu yılki fetih yıldönümünün en anlamlı olayı, İstanbul’u fetheden hükümdarın evine dikkatlerin çekilmesi; restorasyonuna para ayrılması ve büyük bir ödülün ilkinin bu müzeye verilmiş olmasıdır.
Topkapı Sarayı’nın yapımına hangi yılda başlandığı tam olarak bilinmemekle birlikte, 1460’lı yılların içerisinde olduğuna dair birçok kaynak vardır. Topkapı Sarayı belirli bir plana göre bir kerede inşa edilmiş ve bitirilmiş bir yapı değildir. Canlı bir organizma gibi sürekli büyümüş ve değişmiştir. Bu değişim; ya ihtiyaçtan ötürü yeni binaların eklenmesi ile ya da yangın ve diğer nedenlerle tahrip olan eskilerin yerine yeni binaların yapılması biçiminde olmuştur. Hatta Dolmabahçe Sarayı’nı yaptırarak Topkapı Sarayı’nı tamamen terkeden Sultan Abdülmecid zamanında bile Mecidiye Köşkü yaptırılmıştır. Sarayda padişahların ikameti için yapılmış köşklerle Harem dairesi dışında, sarayı muhafaza eden askerler için koğuşlar, saray sakinleri çok büyük bir mutfak, saray çalışanlarının barınacağı yatakhaneler, Divan toplantılarının yapıldığı Kubbealtı, Hz. Peygamber ve Halifelere ait eşyaların saklandığı Hırka-i Saadet Dairesi, Gülhane Hastenesi, Sultan III. Ahmed Kütüphanesi, Enderun Mektebi, Hazine Dairesi, padişahın atları için bir ahır, bir dönem silah deposu olarak da kullanılan Aya İrini Kilisesi gibi bir çok yapı yer alır. Topkapı Sarayı 19. yy’ın ortalarına doğru terkedilmiş ve devletin merkezi olma işlevini yitirmiştir. Bundan sonra bakımsızlıktan ötürü tahrip olmaya başlamış ve hatta 1870 yılında dış bahçesinden demiryolu bile geçirilmiştir. Saray 1924 yılında müzeye dönüştürülmüştür. Günümüzde Hazine Dairesi binasında saray koleksiyonuna ait silahlar sergilenmektedir. Bu silahlar yüzyıllar arasına aittir. Sarayın Hasahır’ında ise saraya ait at koşum takımları ve saltanat arabaları sergilenmektedir. Sarayda kullanılan seramik, porselen, cam ve metal mutfak eşyaları sarayın mutfaklarında ziyaretçilere açıktır. Hırka-i Saadet dairesinde Kutsal Emanetler olarak bilinen Peygamber ile bazı Halifelere ait eşyalar bulunmaktadır. Fatih Köşkü’nde ise Osmanlı hazinesi teşhir edilmektedir. Sergilenen parçalar arasında Kaşıkçı Elması, Topkapı Hançeri ve 4 taht en önemlileridir. Padişahlara ait günlük ve tören elbiseleri de Seferli Koğuşu’nda ziyarete açılmıştır. Ayrıca Harem ile padişahlara ait köşkler de müzenin görülmesi gereken diğer kısımlarıdır. Tel 0 212 512 63 84 Adres Gülhane Parkı, Sirkeci Eminönü İstanbul Ziyaret Salı günleri dışında arası
Topkapı Sarayı Müzesi Bu yıl ilk kez verilen Vehbi Koç Ödülü, Topkapı Sarayı’nın oldu. Böyle bir kurumu desteklemek için önemli. Çünkü müze devletin değil, bizimdir Dünyanın en güzel noktasında yer alır. Bir elden, bir vakitte çıkmış değildir. Aslında muhteşem, üç kıtada hükmeden ama mütevazı bir askeri imparatorluğun hükümdar evidir. Şehri fetheden genç dahi mareşal, kim bilir;"Bum nevbet mizened der tarem-i AfrasyâbPerdedar-i mikoned der kasr-ı kayzer ankebud"Afrasyab’ın balkonunda baykuş nevbet çalıyor, Kayzerin kasrında örümcek perdedarlık yapıyor mısralarını terennüm ettiği, Bizans kayzerinin sarayında oturmak istememiştir. Her halükarda Topkapı Sarayı bir devrin ve bir mimarın eseri değildir. Ama planında ve tersiminde bütün şark saraylarında hatta Bizans’ta da görülen bir uyum vardır. Devlet, devletin felsefesi ve tebaa ile ilişkileri bu yapıya yansımıştır. 15. yüzyıldan 18. yüzyılın sonuna kadar, inşa edilen pavyonların içinde bir şeye benzemez bölümler olduğu gibi, zarif mütevazı kısımlar Matbah-ı Amire bir üniversal imparatorluğun yükseldiği Kubbealtı; IV. Murat’ın trajik, dağdağalı ama zarif iç dünyasını aksettiren Revan ve Bağdat köşkleri, çinileriyle ebedileşen Veliaht Dairesi, tarihimizin en ilginç olaylarının geçtiği Harem’deki Altın Yol bu saydığım bölümlerdendir. Dış Avlu’ya Bâb-ı Hümayun / Emperyal Kapı denen dış kapıdan girilir. Bâbüsselam gişelerin bulunduğu kapı devletin yönetildiği bölüme açılır. Bu geniş avluda her üç ayda bir ulufe alan yeniçeri ortalarının gulgulesini seyreden, başkentteki sefir süfera ve devletlilere Osmanlı’nın askeri gücü teşhir edilirdi. Avluya bazen ayak direyen, padişahla görüşmek için gelen yeniçeriler de doluşurdu. Osmanlı tarihinin nahoş sayfalarıdır. Nihayet Bâbüssaade’den Saray’ın Enderun kısmına geçilirdi. Topkapı’nın haremi padişahın evidir. Harem sadece harem değildir, o da bu dünyanın bir parçasıdır; her şeyden evvel bir okuldur. Harem’e her giren kız padişahın müstefrişesi olacak değildi; devşirme sisteminin gereğidir, devletin ve padişahın yarattığı bir hizmetli kapıkulu sınıfının kadın üyesidir. Topkapı’nın 19. asra ait ilk evi Mecidiye Kasrı’dır. İstanbul’un hoş noktalarından Sultan Selim Camii’nden Haliç’i seyreden bir küçük kasır yaptırdığı da malum deryayı seyretmeye bayılan Sultan Abdülmecid’in Sarayı 19. asırda terk edildi. Sultan Mahmud saraydan pek hazzetmezdi ve burada hemen hiç kalmadı. Ama yeni sarayları Sultan Abdülmecid yaptırdı. Ders kitaplarımızda, saraylar yaptırılıp devlet hazinesinin tüketildiğinden söz ederler. Boş laftır. Bu sempatik saray bir padişahın otağ-ı hümayunu dediğimiz çadır kadar dahi göz almaz. 19. asır devleti böyle bir yerde oturamazdı; ne bir sefir kabul edilir ne bir kabul resmi tertiplenebilirdi. Kaldı ki yeni yapılan Dolmabahçe’yi ve sonraki Beylerbeyi’ni Rusya ve Avusturya’daki saraylarla mukayese dahi edemeyiz. Topkapı Sarayı ihtişamlı devletin mütevazı ve mistik bir yapısıydı. Nitekim bütün padişahlar burada tahta geçti, mukaddes emanetler muntazam ziyaret edilirdi; burada sünnet olmak ve hanedan cenazelerinin burada gasli ve kefenlenmesi pek uzun yıllar terk edildiği için harap oldu. Topkapı Sarayı’nı cumhuriyet idaresi onardı. Bugünkü müze kesinlikle müze olabilecek bir mekan değil... Güvenlik sistemini kurup geliştirmek bir dert, salonlar teşhir için uygun bir mekan değil... Hazine’nin, dünyada emsali olmayan çini koleksiyonunun, silahların, padişah kıyafetlerinin ve depodaki nice zenginliğin teşhiri mümkün değil... Millet üst üste geziyor. Sarayın eski atölyeleri yani bir ara Darphane olan yer müzeye verilmiyor çünkü Tarih Vakfı’na verilmiş, onlar da "çıkmam" diyor. Bu kadar zenginliği olan bir ülkede halen niçin Milli Müze kurulmaz, anlaşılır gibi değil... Uygun alanda, uygun tersimle yapılan bir milli müze kompleksi Sarayı en zor şartlarda harikalar yaratan, fedakar müzeci kadrolara sahip oldu. 1978’de Kremlin Müzesi genel müdürü Türkiye’ye geldiğinde Topkapı, Efes, Ankara Medeniyetleri müzelerini gezmişti; "Kaç para maaş alırlar, madalyaları var mı?" diye sorduydu. Cevabın ne olduğu malum, o zaman; "Demek ki çok vatanseverler" demişti. Bu bir hiciv değildi. Kendi dünyasının değerlerinin gözlüğüyle durumu ifade ediyordu. Devlet müzelerle baş edemiyor, gerçi 1998’den beri Topkapı Sarayı’na Kültür Bakanlığı trilyonlar yatırdı ama yetmez, yurttaşların keseyi açıp yardım etmesi gerekir. Topkapı’nın müdürü Dr. Filiz Çağman, bu külliyenin eski yazmalar bölümünün sorumlusuydu, tanınmış bir uzmandır. Kendini saraya adamıştır. Topkapı Arşivleri Sorumlusu Ülkü Altundağ hayatını bu eserleri korumaya vakfetmiştir. Müzenin çini eserleri ve silahlar gibi bölümleri de yıl ilk defa ihdas edilen Vehbi Koç Ödülü Topkapı Müzesi’ne verildi. Böyle bir kurumu desteklemek için örnek bir başlangçtır. Müzeye yapılan bağışlar, Hazine Dairesi’nin yeniden düzenlenmesi de bu cümledendir. Müze devletin değil, bizimdir. Bizim tarihimizin ifadesidir; koleksiyonlar ve binalar zarar görür, geriler, yıpranırsa bizim kimliğimizde boşluklar ve yaralar meydana gelir. Müzenin girişleri biraz pahalı görünüyor. Bu işin de düzenlenmesi gerekir. Vakıa toplu okul gezilerinde öğretmen ve öğrencilerden ve emeklilerden ücret alınmıyor. Vatandaşların yarısı ücretsiz giriyor. Topkapı sadece mücevher hayranlarının dolduracağı bir saray müze değildir. Bir tarihi yorum mekanı olmalıdır. İstanbul gibi muhteşem bir kentin de milli bir müzeye sahip olması bu yüzden gereklidir. Bence bu yılki fetih yıldönümünün en anlamlı olayı, İstanbul’u fetheden hükümdarın evine dikkatlerin çekilmesi; restorasyonuna para ayrılması ve büyük bir ödülün ilkinin bu müzeye verilmiş olmasıdır. PAZAR
Estetiği, güzelliği, tarihi ve görkemiyle görenleri büyüleyen İstanbul sarayları arasında en önemlisi olan Topkapı Sarayı, Sarayburnu olarak anılan yarımada üzerinde yükseliyor. Yaklaşık 400 yıl boyunca Osmanlı padişahlarının ikamet ettiği yer olan saray, İstanbul ziyaretinde mutlaka görülmesi gereken yerler arasında. Sarayın bulunduğu bölge Roma döneminde tapınaklarla süslü olan bir alan, yani şehrin Akropolisi. Bundan dolayı, Bizans döneminde de saygınlığını korumuş kutsal bir yer. Osmanlı’nın şehri almasıyla Akropolis’in yapısı tamamen değişime uğruyor. Fatih Sultan Mehmet 1455 yılında Edirne’den gelerek, Tauri Forumu yakınlarında inşa ettirmiş olduğu Eski Saray’da yaşamaya başlıyor. Bundan kısa bir süre sonra da Yeni Sarayın inşaası başlıyor. Sultan Mehmet’in öngörüsüyle saray, deniz surları ve Ayasofya arasında konumlandırılıyor. İmar faaliyetleri yüzyıllar boyunca devam ediyor. Artan nüfusu himaye edebilecek yeni bir alan yaratmak adına başa geçen her hükümdar saraya yeni bina veya binalar ekletiyor. Böylece saray, şehir içinde bir şehre dönüşüyor. Her hükümdar döneminde yapılan farklı binalar, saray kompleksini oluşturan her bir yapının farklı bir mimari çağın ekolünü yansıtmasına da zemin hazırlıyor. 36 Padişahtan 25 tanesine ev sahipliği yapmış olan Topkapı Sarayı, 1924’te Atatürkün emriyle halka açık hale getirilmiş. Saray içerisinde 300 binden fazla eserin olduğu biliniyor. Bu eserler, padişahlara ait özel eşyalardan silahlara, gümüşlere, kılıçlara, porselenlere kadar birbirinden değerli parçalardan oluşuyor. 1985 yılında UNESCO Dünya Mirasları Listesine girmiş olan saray, günümüzde bir müze olarak hizmet veriyor. Topkapı Sarayı Mimari Özellikleri Sarayın mimari planı belirlenirken saray-tebaa ve Osmanlı devlet felsefesi önemli rol oynamış. Sultan II. Muradın Fatih Sultan Mehmet’in babası Tunca Nehri kenarında yaptırmış olduğu Edirne Sarayı, Sultan Mehmet’in Topkapı Sarayı’nı yaptırırken esin kaynağı olmuş. Saray genel olarak hükümdarın ikametgahı ve devlet işlerine ayrılmış olan dairelerden ve sarayda yaşayan görevlilerin işlerine ayrılan binalardan oluşuyor. Saray çevresi, 1400 metre uzunluğunda ”Sur-i Sultani” olarak bilinen karadan ihtiva duvarlarıyla, deniz tarafından da Bizans surlarıyla çevrelenmiş. metrekare gibi büyük bir alanın üzerine kurulmuş olan saray, birun ve enderun olmak üzere iki teşkilattan oluşuyor. Sarayın büyük bir bölümü Hasbahçe’ye ait ve sarayın mekanları, merasimleri ve oturum planı birun ve enderun teşkilatı doğrultusunda düzenlenmiş. 1574 yılında çıkan bir yangından dolayı büyük ölçüde hasar gören sarayın mutfak, harem ve arz odası II. Selimin emri ile Mimar Sinan tarafından restore edilmiş. Sarayın yapımında tamamen barok ve Osmanlı mimarisi kullanılmış olup, mimari dokunuşları bulunan önemli isimlerden bazıları ise, Mimar Sinan, Fatih Sultan Mehmet, Sarkis Balyan, Davud Ağa ve Acem Ali’dir. Topkapı Sarayı’nın mimarı olan bu isimlerin dışında, sarayda mimar olarak görev almış daha birçok isimden bahsetmek de mümkün. Topkapı Sarayı Bölümleri Topkapı Sarayı Bölümleri Haritası – Haritayı google mapste açmak için tıklayın Saray içerisinde 4 avlu ve her avluda birbirinden değerli tarihi yapılar ve bölümler bulunuyor. Bu bölümlerden turistler arasında en çok ilgiyi gören bölüm Harem Bölümü olsa da, kutsal emanetler dairesi gibi birbirinden değerli eserlere ev sahipliği yapan bölümlerde görülmeye değer. Alay Meydanı Aya irini Kilisesi Birinci avlu olarak da bilinen Alay Meydanı, Bab-ı Hümayun kapısından girilen saraydaki avlular arasında en geniş olanı. Bu avluya halk sadece özel günlerde girebiliyormuş. Bu bölüm halk ile devlet ilişkilerinin yönetildiği bir merkez konumunda. Bunun yanında, padişahların seferlere giderken ve döndüklerinde, cuma selamlığı törenlerinde cülus dağıtmalarında kullanılan bir alan olarak da biliniyor. Alay meydanında görebileceğiniz en önemli yerler ise, Aya İrini Kilisesi, Darphane-i Amire ve Altınyol. Topkapı Sarayı’nın en önemli bu bölümündeki birçok tarihi yapı ise günümüze kadar ulaşamamış. Birun Birun Bölümü Babüssaade kapısı ile Enderuna bağlanan Birun bölümü, sarayın dış kısmını oluşturuyor. Padişahların kendi işlerini yaptığı ve bayramlaşma gibi törenlere katıldığı bölüm olarak da biliniyor. İkinci avludaki Birun bölümünün en önemli yeri, vezirlerin ve sadrazamların toplantı yaptığı yer olan Divan-ı Hümayundur. Burada yapılan toplantılar padişahlar tarafından üst kısımdaki gizli pencereden dinlenirmiş. Bunun yanında divanda konuşulanların kaydını tutan görevlinin bulunduğu başka bir oda da bulunuyor. Topçular, seyisler, yeniçeri ağası, çaşnigiler, çavuşlar ve çakırcılar gibi sarayın dış hizmetleri ile görevli kimseler bu alanda bulunurlarmış. Topkapı Sarayı’nın Adalet Kulesi ise ikinci avlunun en önemli yapıları arasında yer alıyor. Rivayetlere göre padişahın adaletinin her yerden görünür olması gerektiği, bu yüzden de kulenin her yerden görülebilecek şekilde inşa edildiğidir. Enderun Enderun bölümü 3. Avlu olarak da bilinen Enderun bölümünde Kutsal Emanetler Dairesi, Has Oda ve Arz Odası bulunuyor. Padişahların özel hayatlarını geçirdiği bu alan ailelerin isteğiyle alınan Hristiyan çocukların, devşirilerek eğitim gördüğü saray okulu olarak da biliniyor. Arz Odası, yabancı elçilerin ve padişahların huzuruna kabul edilen misafirlerin ağırlandığı özel görüşme alanı olarak bilinir. Bu odaların yanı sıra Enderun’da has odabaşı, hazine odası, kiler odası, seferli odası, silahtar ve çuhadar gibi hizmet odaları da bulunuyor. Kutsal Emanetler Dairesi ; Has Oda’da yer alan bu dairede ikinci yarısına kadar Osmanlı sultanlarına verilmiş olan dini hediyeler sergileniyor. Özellikle peygamberlere ait kişisel eşya ve hatıralar ile dikkat çekiyor. Hz. Muhammed’in hırkası, sakalı, mektupları, Hz. Musa’nın Asası, Hz. Davut’un kılıcı Kutsal Emanetler Dairesi’nde görebileceğiniz en önemli eserlerden bazıları. Lale Bahçesi ve Köşkler Lale bahçesi ve Sofa-i Hümayün adlı teraslardan oluşan dördüncü avlu, Bağdat Köşkü, Revan Köşkü, İftariye Kameriyesi, Sofa Camii ve Köşkü, Sünnet Odası, Mecidiye Köşkü, Esvap Odası, Baş Lala Kulesi’ne sahip olmasının yanı sıra, saray kompleksinin 17. yüzyıl ortalarında haliç tarafına doğru yapılmış olan köşkleri kapsıyor. Bağdat Köşkü Bağdat Köşkü ; Sarayın en iyi korunan yapıları arasında ve mimarisiyle dördüncü avluda en dikkat çeken yerler arasında. IV. Murat’ın Bağdat Seferine çıktığı yıl inşaasına başlanan köşk adını da bu seferden sonra almış. Mecidiye Köşkü ; Sultan Abdülmecid döneminde yaptırılmış. Mimarı ise Sarkis Balyan. Sarayda yapılan son köşk olması bakımından önemli bir yere sahip ve Fransız mimarisinin izlerini taşıyor. Alt katı restoran olarak hizmet veren bu köşkün bulunduğu yer, dördüncü avluda boğaz manzarasının görüldüğü en güzel yerlerden biri. Sofa Köşkü Sünnet Odası ; Padişahların yazlık olarak kullandığı oda. Revan Köşkü ; 17. yüzyılda fethedilen Revan’ın anısına yaptırılmış. Bağdat Köşkü ; Bağdat’ın fethine ithafen yaptırılmış. İftariye Kameriyesi ; Ramazan aylarında padişahların iftarını açtığı yer. Sofa Köşkü ; Toplantıların yapıldığı yer olmasının yanı sıra, spor müsabakalarının izlendiği yer. Esvap Odası ; Padişahların tören kıyafetlerinin saklandığı yer. Topkapı Sarayı Harem Bölümü Harem Bölümü Topkapı Sarayı bölümleri arasında en çok ziyaret edilen ve en önemli bölümlerden biri de Harem Bölümüdür. Sarayın asırlar boyunca gizemini korumuş olan Harem, Kutsal ve Sevgili anlamına gelir ve padişahların özel hayatının mahremiyetini yansıtır. İyi eğitilmiş yüzlerce güzel kadının yaşadığı, sırlarla dolu bir yaşam alanı. Zamanında aşklar, tutkular, acılar ve sınırsız rekabetle tutuşan bu yer, günümüzde gezginler arasında en çok merak edilen bölümlerden. Topkapı Sarayı Harem Bölümü, dar uzun koridorlar, küçük iç avlular etrafına yerleştirilmiş 400’e yakın odadan oluşuyor. Burası yüzyıllar boyunca değişikliklere uğrayarak gelişmiş. Dışarıya kesinlikle kapalı olduğundan dolayı, Harem bölümü için asırlar boyunca birçok hikaye anlatılmış. Sultana ve ailesine hizmet edecek olan cariyeler, çeşitli ırkların en güzel ve en sağlıklı kızları arasından seçilir veya hediye edilirlerdi. Çocuk yaşta hareme giren kızlar uzun yıllar disiplin içerisinde yetiştirilirlerdi. Saray usüllerini ve geleneklerini öğrendikten sonra farklı sınıflara ayrılan bu cariyelerden sultanın gözüne girebilenler onun karısı bile olabiliyordu. Harem Bölümü Haremin tüm idaresi sultanın annesinin elindeydi. Harem içerisinde zenginlik ve ihtişamın yanı sıra dedikodu, kin ve sultana yaklaşabilmek için mücadele, Harem’in bir parçasıydı. Yeni bir sultan tahta geçtiğinde eski sultanın haremi başka bir saraya gönderilirdi. Harem bölümünün günümüzde sadece belirli bir bölümü ziyarete açıktır. Canlı ve renkli eski günlerin aksine boş odalar ve loş koridorlar ancak burayı ziyaret edenlerin hayal gücünde canlanabiliyor. Harem gezisi sultanın annesine tahsis edilmiş olan 40 odalı kısımdan başlıyor. Büyük hamam, kubbeli geniş sultan salonu sonraki bölümlerdir. Çeşmelerin aktığı havuzlu büyük salon 16. yüzyıl çinileri ile süslü ve III. Murat döneminin eseridir. Harem turunun sonunda görebileceğiniz iki 16. yüzyıl odası, vitraylı camlara ve zengin dekorlu duvarlara sahip. Bu iki oda şehzadeye tahsis edilmiş. SARAY FOTOĞRAFLARI Topkapı Sarayı Müzesi Nerede ? Saray tam olarak Haliç, İstanbul Boğazı ve Marmara denizi arasında yer alan tarihi yarımada üzerinde bulunuyor. Adres ; Cankurtaran mahallesi, Fatih. Topkapı Sarayı’na Nasıl Gidilir ? Topkapı Sarayı’na ulaşım için Kabataş-Bağcılar arasında düzenli olarak sefer yapan tramvayları kullanarak öncelikle Sultanahmet veya Gülhane tramvay durağına gitmeniz gerekiyor. Bu duraklardan saraya yürüyerek 5 dakika içerisinde ulaşılabilir. Anadolu Yakası’ndan saraya ulaşım için ise, öncelikle Kadıköy veya Üsküdar semtlerinden vapur ile Eminönü’ne veya Kabataş’a geçmeniz gerekiyor. Daha sonra Eminönü’nden yürüyerek 15 dakika içerisinde veya Kabataş’tan tramvayları kullanarak saraya ulaşabilirsiniz. Topkapı Sarayı Giriş Ücreti ve Ziyaret Saatleri Topkapı Sarayı’na giriş ücreti 2022 yılı itibariyle 80 TLdir Topkapı ve Aya İrini. Öğrenciler ve 65 yaş üstü vatandaşları için ise 20 TL. Topkapı Sarayı + Aya İrini ve Harem Bölümü kombineli bilet fiyatı ise yetişkinler için 110 TL, öğrenci ve 65 yaş üstü için ise 30 TL’dir. Saray içerisinde müzekart geçerli, ancak harem bölümünde müzekart geçerli değil. Salı günleri ziyarete kapalı olan sarayı 0900-1700 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz. Saray içerisinde bulunan Aya İrini Müzesi giriş ücreti ise yetişkin 30 TL, öğrenci ise 15 TL’dir ve saray için ödemiş olduğunuz bilet ile burayı da gezebiliyorsunuz. Yani bu müze için ayrıca bir giriş bileti almanız gerekmiyor. Müzekartınız henüz yoksa, saraya girerken giriş ücreti ödemek yerine müzekart satın alabilirsiniz. Daha fazla bilgi için sarayın resmi web sayfasına veya adresine göz atabilirsiniz. İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR SULTANAHMET GEZİLECEK YERLER Sarayın da bulunduğu Sultanahmet bölgesindeki en turistik 20 yer ve haritalı gezi rotası İSTANBUL GEZİ REHBERİ Topkapı Sarayı Hakkında Bilgi Sofa Camii Konstantinopolisin İstanbul’a dönüşmesine tanıklık etmiş olan sarayın içinde dolaşırken boğazdan yükselen vapur düdükleri, surlara tünemiş olan beyaz martılar eşlik ediyor gezinize. Dünyanın dört bir köşesinden önemli isimlerin ağırlandığı sarayın Harem, Hazine Odası ve Saltanat Kapısı gibi bölümleri yapı içerisinde turistlerin en ilgi gösterdiği yerler arasında. Sunduğu estetik güzelliği, gizemi ve eşsiz tarihinin yanı sıra oldukça eğlenceli. Saray, etkinlikleri ile eğlenceli bir yer haline geliyor. Mesela, ”Topkapı Sarayı’nda Sümbül Zamanı”, sarayda baklava günü ve saray şenlikleri gibi birçok etkinlik yapılır. İstanbulluysan mutlaka bu etkinliklerden birine katılmalısın, değilsen şehri ziyaret ettiğinizde mutlaka sarayın etkinlik takvimine göz atın derim. Topkapı Sarayı Tarihi İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırılan ve sürekli eklemelerin yapıldığı saray, yaklaşık 400 yıl boyunca imparatorluğun yönetim merkezi ve padişahların ikamet yeri olarak kullanılmış. Dolmabahçe Sarayının yapılmasından sonra terkedilen saray, önemini her dönemde korumuş. Sultan I. Abdülmecit ve Sultan Abdülaziz dönemlerinde sarayın bazı bölümlerinin özel izinle ziyarete açıldığı biliniyor. Fatih Sultan Mehmet’in kurmuş olduğu ilk saray, şehrin ortasında bulunuyordu. İmparatorluğunu fetihten sonra İstanbul’a taşımış ve 1470’li yıllarda yaptırdığı ikinci saray önceleri yeni saray, daha sonra da Topkapı Sarayı ismi olarak anılmış. Bu saray, tarihte bilinen diğer birçok Türk sarayları gibi klasik bir Türk sarayıdır. Sultanların 1853 yılında Dolmabahçe Sarayı’na taşınmalarıyla resmi bir saray olmaktan çıkmış olan Topkapı, hızla harap olmaya yüz tutmuş. Cumhuriyet döneminde 50 yılı aşkın süre boyunca yapılan onarımlar, sarayı eski doğal güzelliğine kavuşturmuş. Atatürkün emri ile 1924 yılında bir müzeye dönüştürülmüş ve günümüzde Topkapı Sarayı Müzesi olarak hizmet veriyor. TOPKAPI SARAYI YAKINLARINDADA NELER VAR ? Öncelikle saray içerisindeki Aya İrini Kilisesi/Müzesi görülmeye değer en önemli yapılar arasında. Bu müzeyi ziyaret için farklı bir giriş bileti almanız gerekiyor. Yani saray için alınan biletlere bu müze dahil değil. Saray kombineli biletler ile artık Aya İrini’yi de görebilirsiniz. 30 TL giriş ücreti olan Aya İrini, Ayasofya’nın kardeş yapısı gibidir. Eski bir kilise olan ve Osmanlı tarafından hiçbir zaman camiiye çevrilmemiş olan bu yapı günümüzde konserler ve sanatsal aktiviteler için kullanılmasının yanı sıra, ziyaretçiye açıktır ve saraydaki en çok ziyaret edilen yerlerden. Saray, konum olarak İstanbul’un kalbinin attığı yer olan tarihi yarımada üzerinde bulunuyor. Yani Ayasofya ve Sultanahmet Camiine oldukça yakın bir konumda yer alır. Bunun yanı sıra, tarihi yarımadanın en çok ziyaret edilen yerlerinden biri olan Yerebatan Sarnıcı ve Türk – İslam Eserleri Müzesi de saraya kısa bir yürüyüş mesafesinde bulunuyor. Sık Sorulan Sorular Kaşıkçı Elması Topkapı Sarayı’nda Nerede Bulunuyor ? ; 86 karatlık Kaşıkçı Elması, Topkapı Sarayı’nın Dış Hazine Bölümü’nde sergileniyor. Çevresi 49 adet çift sıra halinde iri pırlantayla süslenmiş olup geçici süreyle sarayda sergileniyor. Topkapı Sarayı ne zaman müze oldu ? ; Saray, 1924 yılında bazı küçük onarımlar ve tadilatların ardından 9 Ekim 1924 tarihinde M. Kemal Atatürk’ün emriyle bir müze olarak ziyarete açılmış. Topkapı Sarayı’nın en belirgin özelliği nedir ? ; Sarayın birden fazla belirgin özelliğinden bahsetmek mümkün. Bunlar arasında en iyi bilinenler ise ; Dünyanın en büyük elmasının sergilendiği yer olması, Dünyanın en büyük müzeleri listesinde yer alması ve İstanbul’un en eski tarihi yapısı olmasıdır. BENZER İÇERİKLER Yıldız Sarayı Tekfur Sarayı Beylerbeyi Sarayı
topkapı sarayı müzesi canlı izle