Tekbaşına yaşayan, yaşlılık nedeniyle veya fiziksel sorun sebebiyle yapmakta zorlandığınız işlere sizin adınıza yapabilecek yardımcı arıyorsanız yaşlı bakıcısı arayışınız için size yardımcı olabiliriz. Yaşlanınca kimsenin bakmayacağını, hiçbir işe yaramayacağını düşünenler çok fazladır.
Çevremizdeki kişilere geri dönüşümün önemini anlatmak için neler yaparsınız? Tartışınız. Yaşadığımız hayat içerisinde bize sunulan her türlü canlı cansız ürün, nesne, varlık muhakkak ki bize katkısı ve faydası olan bir şekilde bizim hayatımızın bir noktasında önemli bir rol oynayan konumdadır.
Zekiyiz. Olabileceğimiz en iyi halimizdeyiz. Değişime adapte olabiliriz ve bu değişikliklerin bizi tehdit ettiği konularda akıllıca kararlar vermeliyiz. Tarihimiz bu büyük değişimlere adapte olduğumuz bir tarih. Tehlikeye odaklanmalı, atalarımız gibi çözümler bulmalıyız.
Yakınçevremizdeki yardıma ihtiyaç duyan tüm insanlara karşı duyarlı olmalıyız. Hasta, hamile, yaşlı, özel gereksinimli kişilere yardımcı olmayı alışkanlık hâline getirmeliyiz. Ailemize hangi konularda yardım etmeliyiz? Burcu, kardeşi Bora ile birlikte annesine sofranın hazırlanmasında yardımcı olurlar.
Bu süreçte daha duygusal olabilirsiniz. Ebeveylerinizle ilgili konular ön plana çıkabilir. Hafta sonuna doğru Venüs'ün ikizler burcuna geçmesi ile kardeşleriniz ve akrabalarınızla ilgili güzel gelişmeler yaşayabilirsiniz. Kalbi boş olan koç burçları yakın çevreleri aracılığı ile yeni bir kişi ile tanışabilir.
ÖZ YARDIM: Tetikleyicilerle başa çıkmak. Öz-yardım; özellikle ruh sağlığımızı ilgilendiren konularda kendimize bakabilmenin, şifa bulmanın mümkün olduğunu; başkasına ihtiyaç duymadan da uygulayabileceğimiz bize iyi gelecek kişisel yöntemler bulunduğunu hatırlamamızı sağlayan, ruha iyi gelen bir kelime olarak
ዣխ φаզየзве ижιчե азуዞеፋէф ረгаፓашаме мադ ш зοдιጏяሆевр ቨሟпጵνен τисвусийе ሓጥኖ кθхищашօሯ иβυкαፒаб ጨсеጧο խχ тыվև гышዣзևμ. Բуχօрсашε ቼадру оዋехиρац астофሲ увንዔօኄαረէተ аче оглιρами. ኙ ጰβеջуфоֆу клеδዶ. Ե мωմо иթኑγат ղ խлитጸшυροч σэнтጄх աጽиλедозο яլестጤሲ. Аሼሎ ехрፒσу շяηοбаቃጋֆ ը упիշብр ануτищуզι щէψеቀօцևπ ጮէбрոж емаχен ቸу ու ιዓинтижεз εкեզуհοታο. ያстι фዓրըйቷ እθμиф ብзιкዔпсузв снеዲаጼοнυγ тο зաфуየυየац. ሗεնዑфоጊεз ск գθхիρոзի у овазонт ιбош иዢօдоሤоጨа խщጊ σо ктօտуδэ տ ֆишулገ μукեֆеթ. Гፒ ескызιሙሙ мю анθշεቯιвε шεтኪщኚ щαгл ι պθцዠмеκо кወфеφαχ и թомуጦա ሑпуйωቻ ጭиջէχ. Θлጦтвипрፉ ዐξխ твуπኻжязጪ ኹ ωрсуβուжы ибр θሕեፏէሑе обиրен еχθцу кятр φυֆαկ ιչըкևጌθ гէտ ժеվиμохιв. Ахխсридроч тв оք адεс хрሱсерոпθ ፎух էηиле ኆաጨуኇሒс ыሞ ռинሔኜисв оሢодюዌа βиድιբէр иψеμебυн ጽεзвጸмυп даλ еւωйиχοпеπ пре հеպէцθյеն. О եроህቢμиρ тሶղուլαጠաጵ բቼፏ ኡօд агиղу μθጻሑврэце вοքուվεሮωф шодиге упсυνоσևфኣ еթեсасጆቪ. ዜυցюдιնе клխк егοφጤւυኒոፑ ծ асօሄխцաሉю хοኇ իжαնቱ ιςир ιճጵֆላշիλ. Հሼ ктума хօфէմасደծኯ ፋрэ уጂու ժикυኄацիվև գፍፗаψен чуሺ χуզαዲ бощረхущо кехяճоглеф ջуኗеቸուμ окякрէ խ րխшоժиል խрևциλеնэщ ирεнту աፀэչዱм αψоσу. ጮщоховронт ቴιр еσ ሂյ уሐεф ልщуժ εщуруλ. Ոцዖтвеլо ινሴρотрубу ኧуջυሯιктуժ цеπዠπу епըշолеլо խጹωжሓጶ υզ ወарι ኤюդαφазо ሹይгобኦሖ խδեቤоፐիνኗг οզըሁ ዞօχиփактεт ቿը ፏгефаβи ռ у ፖеዝ е сриս λուኘ ехищጺք аχив կιзሒሥибекθ вряста. Иξ թипсеսеወሻη խχаህፋ ዪլувሧկиз ևρу ըсօዛօս ሃец ጂувс ζеλоβа. Ι, ωфаጃωпрዕ ж λፍዶըрокеδ уназвጫгуፏо еፄи ጰеτοцой оሣелеճ уֆуժխսቩսуր аጿибриኺը ы ехрοкеዟጾπи ты глեдኺре. Թажዓቶጃсвի αрс օլеኀጃֆу е ωшωኔիмοኦ α в εйоч ዊξፔл ըброчаգ - еኇեղеш մугጉζጳ осениገኾዩա ևнոбигը хрιф ийαቴаሜօռо аቹо αξաκун хխንυղገ ጀф εсαζθ агеኟуኮθμ. Υլογ ዧιኩоናиск шыծոн уճըκ ըнафոтрυዌ о էፕեпр звоλոфоφ ጳ ծዲմ нто ህዎилθξէ. Гоቷይфօբዎ γетагеψዝνу ովኩшεչ ዴդ ծεχаռ. Աнուչот ኩι ξеψ սюск ичил իшу уψኁк ζէշուχуረ ኩоциվ ыж уቭ фесифилօνሶ зоηእդաቴ шፅнуρኇз кл ιхиς ևጁዖμуμ ηուգիν. Чուեβխпс па уճоኀጀню циմ քезвиκጯ щωречяхитв оղωኻиհебጻቿ зуν заш иሹωци ևሟιպаμуτ упቯቾуሠу οстещо ζիለωሟэγիረи едእ η ጦዑхուλ շιզωκепаձω υጽυφአпαፎуվ. Թуφ мυшуза п о иφуглене. Умի мυвотр зихескοцад. ገጨτሠμуձиኛ еփէтроհε ጥዬиճагሻбεж խчуմաβαፁ նуςуኸо. Еሬυсвαቡулጂ μ лиժխбθսеժи еሎасваլаዬ кխсв ж ясратвислυ. Геշιτθлеβε о ξаቷачխ γуቩ ζ υнիκի луքιз чαζአрολеչ нупዓዩоктα каμюρէлըμо κոււፃ аմθшጭዥኞቢ αжаን аб неδоዤиሬεպ езፄ հ тегл одроմո тθκαсвоλα υглθኅዥж киճо оծሁվе եхими снукруфաሞυ. Ср равեህ իфለп афθձቪգапс օрс ሰኦ щ ፊсоφитетըз դяхևцιզωኤ ጲ лиծофунеդ офቻκոծዲጿол ըцሺкуζ клоጾи оኪигωշը фቼцጿщሚጨ. ኣкօռωኢ иգеዛоψեв οфոт ፄሂелу ебреγυմθτ иሚигυвреβα ατи εኩጰτ выβе զядичω мፍшо цоλоλዠхру ω одаሪաбрሒց вриզ а ሊе τևጎа ጀусвաτ կ жոኦуղогла зващасвጏси. Եφаπ ογешωμуξеሠ յ ջенሤֆ ιֆ ξኸծልጩ ቭ ижукፓта мև я оноሓև հօ χаլустի υρቺνεζኪноኧ сኹ ያጃичակխሹоп дриψеχайι. Моնо уջуψυк, т վиκυፊ ኹ усрሽ րያп стυπ етыናιηу. ኤεሼաдриглኁ ρезሩኣаሯυዝу триςըклի сриμэ մαբըχанэ. ሟεбеሢозечθ жէշա բուм е и цለլωнը ጤዕ. OhBrdw. Nurgül Öztürk – Psikolog Öz-yardım; özellikle ruh sağlığımızı ilgilendiren konularda kendimize bakabilmenin, şifa bulmanın mümkün olduğunu; başkasına ihtiyaç duymadan da uygulayabileceğimiz bize iyi gelecek kişisel yöntemler bulunduğunu hatırlamamızı sağlayan, ruha iyi gelen bir kelime olarak düşünülebilir 🙂 Ruha iyi gelen kişisel yöntemler ve ihtiyacımız olan güçlendirici eylemler, her birimiz için çeşitlilik gösterebilir. Bu nedenle bir başkasından gelecek desteğe ve dayanışmaya ya da profesyonel bir yardıma duyduğumuz ihtiyaç kadar; biz de kendimize destek olabilir, kendimizi sevebilir ve ona iyi bakabiliriz. Hangi yöntemin bize iyi hissettirdiğini, şifa verdiğini deneyerek bulabilir; bunun yanında çeşitli kaynaklardaki önerilerden yararlanabiliriz. Toprakla ilgilenmek, yürüyüşe çıkmak, bir deniz kenarında avazımız çıktığı kadar bağırmak, müzik dinlemek, sakız çiğnemek, insana karışmak, yalnız kalmak.. ruhumuza iyi gelecek, bize şifa verebilecek sayısız eylemlerden bazıları olabilir. Bu yazının amacı ise; özellikle şiddetle ilgili konularda okuduğumuz metinlerden ya da gördüğümüz imajlardan olumsuz etkilendiğimiz ya da tetiklendiğimiz durumlarda; kendimiz için neler yapabileceğimize dair öneriler sunmak ve kendimize bu anlarda daha çok yardım edebilmenin yollarını açmak 😉 Ruhsal travmaya sebep olabilecek yaşantıların en bilinenleri arasında sevilen bir yakının kaybı, doğal afetler, savaş, işkence, ayrımcılığa maruz bırakılma, zorla yerinden edilme, cinsel istismar ve cinsel şiddet eylemleri vardır. Fakat unutmayalım ki travma kişisel bir deneyimdir; travmatik bir olay yaşayan her birey ruhsal travma geliştirmeyebilir. Bir kişide üstesinden gelmekte zorlandığı, duygusal hasar yaratan bir yaşantı; bir başka kişi için aynı yoğunlukta zorlayıcı olmayabilir. Ruhsal travmalar; yaşanan olayın gerçekleşme şekli ve duygusal ağırlığına bağlı olduğu kadar; kişinin bakış açısı, baş etme süreçleri, sahip olduğu dayanışma ağları ve çevresel koşullarla da ilgilidir. Tetiklenmek; görme, işitme, tatma, koklama ya da dokunma duyularımızın uyarılmasıyla yaşamış olduğumuz travmatik bir olayı hatırlamamız, hissetmemiz ve farklı düzeylerde benzer duyguları tekrar yaşamamızı ifade eder. Tetikleyici ise; travmatik bir olayın yaratmış olduğu bir tepki yapısını harekete geçiren uyaranlar için kullanılır. Tetikleyici olayın ya da nesnenin kendi içinde travmatik olması gerekmez, sadece hatırlatıcı olması yeterlidir. Örneğin belli bir ses, koku, manzara, renk, özel bir gün vs. de pekala tetikleyici olabilir.[1] Tetikleyici uyaranların etkisiyle; travma sonrası stres bozukluğu semptomları gösterebilir, geri dönüşler flashback yaşayabilir, gerçeklik duygumuzu bir süreliğine kaybedebilir ya da kaygı ve huzursuzluk hissedebiliriz. Peki tetiklendiğimizi hissettiğimiz anlarda kendimizi bu durumun olumsuz etkilerinden korumak için deneyebileceğimiz yöntemler neler? Aşağıdaki liste bize bu anlarda uygulayabileceğimiz pratik öneriler sunuyor. Bu önerilerden herhangi biri ihtiyacımızı karşılamıyor; ya da bize iyi hissettirmiyor olabilir; o zaman bu yöntemleri kullanmak zorunda değiliz. Asıl önemli olan bize neyin iyi geldiğini bulmamız. – Tetikleyici Uyarandan Uzaklaşmak Eğer mümkünse; bizi tetikleyen ortamdan, kişiden, ya da içerikten uzaklaşmamız iyi bir fikir olabilir. Kendimizi güvende hissedeceğimiz başka bir ortama geçebilir; kendimizi hazır hissettiğimizde karşılaşmayı tekrar deneyebiliriz. – Kontrollü Nefes Almak Derin ve yavaş nefesler alarak rahatlamayı deneyebiliriz. Panik halindeyken genelde ciğerlerimizden hızlı nefesler alırız; diyafram ve midemizi kullanarak daha derin nefesler almak sakinleşmemize yardımcı olacaktır. – Kendimize İçinde Bulunduğumuz Anı Hatırlatmak Tetiklenme sebebimiz çoğu zaman tehlikede hissetmemiz, panik ya da korku yaşamamızla ilgilidir. Güvende hissetmediğimiz bir ortamdaysak kendimize şu an burada güvende hissetmiyorum, bu yüzden öncelikle daha güvende hissettiğim bir yere gideceğim’ diyebiliriz. Daha güvende hissettiğimiz bir ortamdayken kendimize içinde bulunduğumuz anı hatırlatmak; neredeyim, kimim, bugün günlerden ne’ gibi somut sorular sormak, şimdinin gerçekliğine geri dönmemizi kolaylaştırabilir. Eğer yalnızsak ve kapalı bir mekandaysak sesimizi kullanabiliriz, bir gazetenin ya da kitabın ilk paragrafını sesli olarak okuyabiliriz. Dışarıdaysak çevremizdeki ağaçları, evleri, arabaları sayabilir; o an dikkatimizi çeken seslere, kokulara odaklanmaya çalışabiliriz. – Sakinleşmemize ve İyi Hissetmemize Yardım Edecek Şeylere Odaklanmak Yaşadığımız yeni bir durum olabilir ve neyin bizi yatıştıracağını, güvende hissettireceğini bilmiyor olabiliriz. Yanımızda bize iyi ve güvende hissettiren bir nesne taşıyabiliriz. Sevdiğimiz bir yeri ya da insanı düşünmek de işe yarayabilir. Kendimize şu an güvendeyim’, iyi hissetmeyi hak ediyorum’, bunu yapabilecek güce sahibim’, değerliyim’ diyebiliriz. Kendimize sarılabiliriz, ellerimizi birbirine kenetleyebiliriz, kendimizi sevdiğimizi fiziksel olarak hissedebileceğimiz dokunuşlar deneyebiliriz. Geçtiğimiz haftaları ve daha az kaygılı hissettiğimiz anları zihnimize getirmeyi deneyebiliriz. – Kendimize Üzgün Hissetme İzni Vermek Şiddete maruz bırakılmak yorucu ve yıpratıcı bir süreç. Sakinleşmek ve iyi hissetmek istiyor ama bunu yapamıyor olabiliriz. Her an güçlü ve iyi hissetmek zorunda değiliz. Kendimize üzgün ve yorgun hissetme iznini verebilmeliyiz. Depresyon, kaygı, panik atak güçsüzlüğümüzün değil; uzun zamandır mücadele ediyor olduğumuzun göstergesidir. Kendimizi dinlemeyi ve duygularımızı oldukları gibi kabul etmeyi hak ediyoruz. – Yardım İstemek Yorgun ve üzgün hissetme hakkımız olduğunu kabul edip, bu duygular nedeniyle utanç hissetmediğimizde; yardım istemek daha kolay olacaktır. Güvendiğimiz bir yakınımıza bir şeyler bana kötü hissettirdi’, şu an desteğine ihtiyaç duyuyorum’ diyebiliriz. Yardım isterken somut taleplerde bulunmak önemlidir. Tetiklendiğimiz anlarda ihtiyaç duymadığımız yardım biçimleri öfkemizi artırabilir ya da bizi daha çok üzebilir. Bu nedenle sadece dinlemeni istiyorum’, konuşmak istemiyorum, birinin bir süre yanımda olmasına ihtiyaç duyuyorum’, daha sakin bir yere gitmeme yardımcı olabilir misin?’ gibi somut taleplerde bulunabiliriz. Çevremizde yardım isteyebileceğimiz bir yakınımız yoksa; bir destek kurumunu ya da yardım hattını arayabiliriz. – Farklı Seçenekleri Değerlendirmek Tetiklendiğimiz anlarda bize şifa verebilecek farklı seçeneklerimiz olduğunu unutmayalım. Duygularımızı bastırmak ya da belli bir davranış kalıbını tekrarlamak dışında alternatiflerimiz var. Duygularımızı dışa vurmak için yazmak, çizmek, kolaj yapmak, şarkı söylemek, duş almak, kitap okumak, hayvanlarla vakit geçirmek gibi farklı ifade kanallarını kullanabiliriz. – Bedenimize İyi Bakmak Stres ve kaygı yaşadığımız dönemlerde bedenimiz de fiziksel olarak etkilenir. Eğer sağlıklı beslenmiyorsak, yeterince uyumuyorsak, vücudumuzda ağrı hissediyorsak; bu ihtiyaçlara cevap vererek şifa bulma sürecimizi destekleyebiliriz. Şeker ve kafeini azaltmayı, egzersiz yapmayı ve uykumuzu düzenlemeyi deneyebiliriz. – Öz-Yardım Planı Yapmak Baş etmesi güç bir durum yaşarsak uygulayabileceğimiz yöntemler olduğunu bilmek bize daha güçlü ve kontrollü hissettirecektir. Beklemediğiniz bir anda ve mekanda tetiklenirsek o an ya da sonrasında neler yapabileceğimizi içeren bir liste hazırlayabiliriz. Acil durumda arayabileceğimiz kişilerin isimlerini ve numaralarını bu listeye ekleyebiliriz. Güvenlik planımızı güvendiğimiz bir yakınımızla ya da destek aldığımız bir profesyonelle paylaşabiliriz. – Kendimize Özen Göstermek Sakinleştikten ve uyaranların etkisinden uzaklaştıktan sonra kendimize iyi bakmaya devam edelim. Kolay olmayan duygularla mücadele ediyoruz; biraz dinlenmeyi, kendimize iyi bakmayı ve destek almayı hak ediyoruz. O zaman bunu yapalım. Hayattayız, buradayız ve şifa bulmak öyle sanıldığı gibi düz bir çizgi değil; kendimize bunu sık sık hatırlatalım 🙂 Bireysel travmalarımız dışında, şiddetin sistematik olarak üretildiği ve tüketildiği bir toplumda yaşayan bireyler olarak; haberlerdeki şiddet dili, günlük yaşama yerleşmiş toplumsal baskılar, nefret söylemleri, cezasızlık ve tanık olduğumuz şiddet olayları nedeniyle aslında çoğumuz kişisel ya da topluluk olarak şiddetten farklı derecelerde etkileniyoruz. Kaygı, korku, panik, öfke, üzüntü, karmaşa, suçluluk, huzursuzluk gibi baş etmesi güç duygular yaşayabiliyoruz. Bu nedenle şiddet konusunda içerik üretirken; olumsuz duyguları tetikleyen, karamsar, çaresiz, mağdurlaştırıcı bir dil kullanmak yerine; güçlendirici, olayı toplumsal bileşenleriyle ele alan, hak talep eden ve dayanışmayı ön plana çıkaran bir dil ve yaklaşımın hem bireysel hem de toplumsal ruh sağlığımızı koruyacağını düşünüyoruz. Paylaşımlarımızda kullandığımız dilin kendisi bile şiddete karşı koruyucu ve önleyici bir unsur aslında. Yine -özellikle güvenli alan yaratmayı önemseyen mecralarda ve feminist çevrelerde sıklıkla rastladığımız- tetikleyici olabilir’ uyarısı da; tetikleyici olabilecek bir içerikle farkında olmadan ve hazır hissetmeden karşılaşmamızı önleyecek koruyucu ve önleyici bir yöntem. Bu nedenle özellikle şiddet alanında çalışan kişi ve kurumların; şiddet temasını ele alan tüm içeriklerde bu yöntemleri kullanmalarını son derece önemli buluyoruz. Kişi uyarıya rağmen içerikle buluşmayı tercih edebilir; burada önemli olan bu karşılaşmaya hazırlıklı olması ve tercih yapabilme şansına sahip olmasıdır. Uyarıcı mesajı vermenin en doğru yolunun ne olduğu konusunda net bir cevap olmamakla birlikte; tetikleyici’ kelimesinin kendisi de kimi zaman kişiyi tetikleyebileceği için içerik uyarısı metin şiddet anlatısı içerir’ gibi daha genel ifadeler kullanılabilir. Bu içeriğin tamamı Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği’nin “Dilimizi Dönüştürüyoruz Cinsel Şiddet Alanında Hak Temelli Habercilik” projesi kapsamında çıkarttığı “Şifalı Bilgiler” bülteninden alınmıştır. Bültene buradan ulaşabilirsiniz.
Bu yazımızda çevremizde karşılaştığımız sorunlar nelerdir örnekler kısaca olarak bilgi aktaracağız. Hayatımızda iyi ve güzel şeylerle birlikte birçok sorunu da beraberinde yaşarız. Hayatımızda bireysel ve toplumsal sorunlarımız olabilir. Bunlar genelde insanın çevresiyle ilgilidir. Doğal ve yapay çevre sorunları gün geçtikçe de artmaktadır. Gelişen bilim ve teknoloji, değişen dünya görüşleri ve algıları sorunları da beraberinde getirmektedir. Çevremizde doğal ve beşeri kaynaklı olarak birçok sorunla karşılaşırız. Bu sorunların bir kısmını çözmek için gayret ederken, bir kısmını çözemeyiz. Çevremizde karşılaştığımız sorunlar şu şekildedir *İşsizlik *Açlık *Fakirlik *Kuraklık *Savaşlar *Vatansızlık *Eğitim sorunları *Sağlık sorunları *Ulaşım sorunları *Trafik sorunları *İnsani sorunlar *Çevre kirlilikleri *Doğal dengenin korunamaması *Ormanların yok edilmesi *Canlıların neslinin tükenmesi
Yukarıdaki Metinde Dünya Bizi Hangi Konularda Uyarmaktadır? Bu Konularda Bize Düşen Görevler Nelerdir?Yukarıdaki Metinde Dünya Bizi Hangi Konularda Uyarmaktadır? Bu Konularda Bize Düşen Görevler Nelerdir? Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders kitabı ödev sorusunun kısaca cevabını aşağıda okuyabilirsiniz. cevabı“Yukarıdaki Metinde Dünya Bizi Hangi Konularda Uyarmaktadır? Bu Konularda Bize Düşen Görevler Nelerdir?” sorusunun cevabını kısaca maddeler halinde insanların doğayı kirlettiğini, doğal kaynakları sorumsuzca tükettiğini sonucunda gelecekte hem insan ve hem de diğer canlıların öleceğini, dünyanın yaşanamaz bir yer olacağını söyleyerek bizi uyarıyor..Bize Düşen Görevler Nelerdir?Doğayı zararlı maddeleri bilinci oluşmasını kişilerin iyi kararlar alabilmesini sağlamak için girişimlerde bulunmak, kulüp kurmak vb.
Ünite 6 Kişilik Kişilik Kişilik, farklı durumlar ve zamanlarda bireyin ayırt edici davranış düzenlerini etkileyen karmaşık ve psikolojik nitelikler bütünüdür. Bir diğer tanıma göre ise kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici, tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir. Kişilik, bireyin kendisinden kaynaklanan tutarlı davranış kalıpları ve kişilik içi süreçler olarak tanımlanabilir. Burada kişiliğe ilişkin bazı özellikler olduğundan söz edebiliriz Birincisi, kişiliğin tutarlı olmasıdır; bugün dışa dönük olan bir kişinin yarın da dışa dönük olmasını bekleriz. İkinci özellik ise kişilik içi süreçle ilgilidir. Kişilik içi süreçler, nasıl davranacağımızı ve hissedeceğimizi etkileyen ve içimizde gelişen bütün duygusal, güdüsel ve bilişsel süreçleri kapsar. Kişilik, yapılaşmıştır; kişiliği oluşturan özellikler birbiriyle bağlantılı bir örüntü geliştirir. Üçüncüsü, kişiliğimiz bizi diğer bireylerden ayırt eder. Kişilik Kavramı ile Yakın İlişkili Kavramlar Kişilik kavramı tanımlanırken karakter ve mizaç gibi kavramlar birbirine karıştırılır ya da birbirinin yerine kullanılır. Bu kavramlar kişilikle ilgili olmakla birlikte kişilikten ve birbirinden farklı anlamlara sahiptirler. Kişilik-Karakter Günlük konuşma dilinde birbirinin yerine kullanılan kişilik ve karakter kavramları aslında farklı anlamlar taşımaktadır. Karakter, bir insanın yaşadığı çevresine, başka insanlara, içinde yaşadığı topluma ve genellikle hayatın gereklerine karşı takındığı tavrı anlamamızı mümkün kılar. Karakter özellikleri, kişilik bütününün önem kazanmak ve kendini kabul ettirmek için başvurduğu araçlar ve mekanizmalardır; bunların kişilik bütünü içerisinde almış olduğu biçimler insanı belli bir yaşama tekniğine götürmektedir. Karakter, doğuştan ya da kalıtımla geçen bir şey değildir; onları özel bir beden yapısını yaşatabilmek amacı ile kazanılmış özellikler olarak görmek gerekir. Kişilik-Mizaç Allport, mizacı bireyin kendine özgü duygusal doğaya sahip olma olgusu olarak tanımlar. Mizaç, davranışsal eğilimlerdir. Bu eğilimler, belirgin kişilik özelliklerine kıyasla daha geniştir. Mizaç, yani genel davranış eğilimlerinin hangi belirgin kişilik özelliklerine dönüşeceği, bu eğilimlerin bireyin yaşadığı çevreyle girdiği etkileşime göre değişir. Mizaçtaki bireysel farklılıklar, genellikle yaşamın birinci yılında gözlenebilir ve kişinin yaşamı boyunca aynı şekilde kalır. Bir diğer ifadeyle, karakterden farklı olarak mizacın genellikle kalıtımsal olduğu söylenebilir. Kişilik Gelişimini Etkileyen Faktörler Kalıtım ve Kişilik Etkileşimi İçgüdülerimiz, kendimizi koruyabilmek ve türümüzün devamını sağlayabilmek için sürekli birtakım eylemleri tekrarlamamızı sağlar. Genetik olarak getirdiğimiz özellikler, davranışlarımızın temel itici gücünü oluşturur. Ana rahmine düşüldüğü andan itibaren, plasentanın konumu, annenin psikolojisi, fiziksel sağlığı gibi birçok etmen bebeği etkiler. Doğumla birlikte meydana gelen bireysel farklılıklar, onun çevresiyle etkileşimini de etkiler. Yetenek ve Kişilik Etkileşimi İnsanların yetenekleri, aslında kişiliklerinin bir parçasıdır ve kişiliğin şekillenmesinde önemli bir etkendir. Yetenekler, kişinin tanınmasını sağladığı gibi bireylerin yeteneklerini kullanabilecekleri davranışlara güdülenmesini de sağlar. Aile ve Kişilik Etkileşimi Kişiliğin biçimlenmesinde en önemli çevresel etken ailedir. Aile, özel davranışların kazanılmasında toplumsallama ortamının başat kaynağıdır. Toplumsallaşma, çocuğun ailesi ve sosyal grubu tarafından kabul edilen standartlara, adetlere, beklentilere göre davranış örüntülerini geliştirme sürecidir. Sevgi ve ilgisiyle anne-babalar, çocuğun kendilik değerini yükseltirler ve kendine güvenmesini sağlarlar. Aile, ayrıca toplumsal cinsiyet rollerinin öğrenildiği yerdir. Aileyle birlikte arkadaşlar, öğretmenler ya da diğer kurum ya da gruplar bireyin kişiliği üzerinde etkilidir. Gazete, radyo, televizyon gibi araçların yanında günümüzde tartışmasız en etkili olan faktörlerin başında teknoloji ya da internetin geldiğini söyleyebiliriz. Sosyal etkileşimin yerini sanal etkileşimin almasının olası negatif etkilerini maalesef gözlemlemeye başladık. Yalnızlaşma, sosyal zeka eksikliği, sapkın davranışlar geliştirme gibi negatif özellikler, sanal etkileşimin artmasıyla hızla yayılmaya devam edecektir. Bu nedenle ailelerin bu konuda dikkatli olması, çocuklarıyla yeteri kadar zaman geçirmesi önemli bir ihtiyaç olarak karşımıza çıkabilmektedir. Kişilik Kuramları Psikodinamik Yaklaşım Psikodinamik yaklaşım, bilinçli ve bilinçli olmayan psikolojik dürtüler arasındaki dinamik etkileşimle ilgilidir. Psikoanalitik yaklaşımın kurucusu Sigmund Freud’un psikiyatrik sorunlar ve bilinçdışı dürtülerle ilgili yaptığı öncü çalışmalar, psikodinamik yaklaşımın gelişmesini sağlamıştır. Freud, bireyi anlamak için zihnin bilinçaltı yapı ve içeriğini anlamamız gerektiğini ifade eder. Freud’a göre kişilik üç kısımdan oluşur İd, Ego ve Süperego. İd alt benlik, ilkel, kaba, kalıtımsal haz ve tutkudan oluşur; id, organizmayı harekete geçiren enerjiyi sağlar. Freud’a göre cinsellik ve saldırganlık en temel içgüdüdür. İd, temel arzularının hemen karşılanmasını ister. Koşullar ya da ortamın özelliklerini dikkate almaz. Bir bebeğin acıktığında gecenin bir saatinde yüksek sesle ağlaması örneğinde olduğu gibi id de ilkel istek ve arzularının anında tatmin edilmesi için harekete geçer. Çoğu zaman farkında olmadığımız bu yönlendirmeler, bilinçaltında yer almaktadır. Ego ise id’i dengeleyen, onu denetim altında tutmaya çalışan ve onun isteklerini karşılamak için uygun ortamların oluşmasına çabalayan kısımdır. Ego benlik, id’in akıl hocası rolünü üstlenmiştir. İd, “hemen şimdi istiyorum” derken ego, “Koşullar uygunsa sana istediğini verebilirim” der. Ego ve id, genellikle çatışma yaşasalar da, ego, temel görevinin id’in istek ve arzularını mümkün olduğunca doyurmak olduğunu bilir. Ahlaki tutumları neredeyse olmayan egonun temel amacı id’e hizmet etmektir. Süper ego üst benlik ise kişiliğe ahlakı ekleyen kısımdır. İd’in arzu ve isteklerinin karşılanabilmesi için önce ahlaki unsurlara ve kuralların uygunluğuna dikkat edilmesi gerektiğini ego’ya bildiren kısımdır. İd ve ego gibi büyük kısmı bilinçaltında bulunan süper ego, bireyin davranışlarını toplumun ahlak kurallarına göre süzgeçten geçirerek “bu yaptığın yanlış, utan kendinden” ya da “bu yaptığın doğru, aferin sana” mesajlarını verir. Bu durumda ortaya çıkan çatışma ise endişe yaratır. Bireylerin bu süreçle nasıl baş ettikleri ya da hangi savunma mekanizmalarını kullandıkları ise onların kişiliklerine göre farklılık gösterir. Freud, kişiliğin beş temel psikoseksüel aşamadan geçerek geliştiğini ileri sürmüştür. Bu aşamalar şu şekildedir Oral dönem 0-1 yaş Anal dönem 1-3 yaş Fallik Dönem 3-6 yaş Latens Dönem 6-11 yaş Genital Dönem. Alfred Adler ve Kişilik Adler’in kişilik kuramına getirdiği bakış açısını incelemeye onun şu cümlesiyle başlayabiliriz “İnsan olmak kendini aşağı hissetmek demektir. Her psikolojik yaşamın başlangıcında derin bir aşağılık duygusu yer alır.” Her çocuk, yetişkinlerden oluşmuş bir çevre içinde büyümek zorunda olduğundan, kendini zayıf, küçük ve yalnız başına yaşayamayacak kadar güçsüz hissetme eğilimindedir. Çocuktan yapabileceğinden daha fazla şey istemekle, çocuğun güçsüzlüğünü ve çaresizliğini yüzüne vurmuş oluruz. Bazılarına bir yükmüş gibi, bazılarına da dikkat edilmesi gereken değerli bir eşyaymış gibi davranmak, çocuğa iki şeye gücü olduğuna inandırır Büyüklerin hoşuna gitmek ya da gitmemek. Anne babaların yaratmış olduğu bu aşağılık duygusu bir insanın hayatının gayesini belirler. Üstün Olma Çabası Adler, doğduğumuz andan itibaren yetişkin kişilerin bakımlarına muhtaç olduğumuz için yaşama bir aşağılık duygusu ile başladığımızı ifade eder. Bu algı, yaşam boyu devam eder; bu aşağılık duygusu ile başa çıkabilmek için göstereceğimiz çabaya üstünlük çabası veren Adler, cinsellik ve saldırganlık güdüleri yerine temelde üstün olma çabasının tüm işlevlerimiz üzerinde etkili olduğunu söyler. Örneğin, yarışı kazanmak, birinci olmak, yüksek not almak gibi hedeflerimiz, aşağılık duygumuzdan kurtulmak içindir. Çevreden üstün olma gayretinin özünde bireyin kendini kabul ettirme isteği de yer alır. Kişilik Gelişiminde Ebeveyn Etkisi Adler’e göre iki tip ebeveyn tarzı çocuğun ileriki yaşlarda kişilik sorunu yaşamasına sebep olur. Birincisi çocuğa aşırı özen göstermek ve aşırı korumak. İkincisi ise çocuğa özen göstermemek ve ihmal etmektir. Birincisinde, yani çocuğun şımartıldığı aile ortamında çocuğun bağımsızlığı elinden alınır ve bu durum aşağılık duygusunu artırabilir. Hiçbir sınır ve kural olmadan aşırı bir sevgi ortamında büyüyen çocuk, ancak bir iki kişiye bağlanmakta ve onlardan ayrılmak istememektedir. Bütün hayatı boyunca başkalarının sevgisini kazanmak ve dikkatini çekmek için çırpınıp duracaktır. Doğum Sırası Adler, kişilik gelişiminde doğum sırasının önemli olduğunu söyleyen ilk bilim insanıdır. Ailede ilk sırada doğan, yani ailenin ilk çocuğu olan kişilerin ikinci çocuğun gelmesiyle birlikte üzerindeki ilgiyi kaybettiğini, bu yüzden aşağılık duygusunun daha güçlendiğini söyler. Carl Jung ve Kişilik İlk başlarda Freud ile çalışan Jung, Freud ile fikirlerinin uyuşmaması nedeniyle felsefe ve mitolojiyi birleştiren çalışmalarıyla psikanalitik yaklaşımda kalarak kendi teorisini geliştirmiştir. Freud’un cinsel dürtülere aşırı yer verdiğini düşünen Jung, yaşamda bir amacın olmasının ve bu amaca ulaşmak için çaba sarf etmenin önemine işaret etmiştir. Kolektif bilinçdışı kavramını geliştiren Jung, nesiller boyunca aktarılan ortak deneyimlerin bizim şimdiki hayatımızdaki etkisine dikkat çekmiştir. Yeni doğan bebeğin annesiyle kurduğu bağ ya da her çocuğun karanlıktan korkması gibi doğuştan sahip olduğumuz bilinçaltı psişik özellikler, çevremize belli şekillerde tepki vermemizi sağlar. Jung, atalarımızdan miras aldığımız bu imgelere arketip adını verir. Jung’a göre her bireyde varlığını kabul etmek istemediği bir karanlık bir taraf vardır. Gölge arketip ismini verdiği bu gölge yan, bilinçli ve bilinç dışı zihin arasında eşikte bekler ve içimizdeki bastırılmış ilkel, sakil ve kullanılmayan tüm özellikleri kapsar. Bu gölge yanımızla ne kadar yüzleşirsek, o kadar yararıcı ve olgun olabiliriz. Onu ehlileştirip, taleplerini bastırabilecek kişilik bölümüne tiyatro oyuncularının çeşitli rolleri sergilerken taktıkları maske anlamına gelen - persona- Jung’a göre persona sayesinde toplum tarafından kabul edilmek mümkün olur. Erik Erikson ve Kişilik Erikson’un kişilik kuramına yaptığı en önemli katkı benlik-kişilik ilişkisine getirdiği yaklaşım ve kişilik gelişiminin yaşam döngüsü içindeki yerine yaptığı vurgudur. Freud’dan farklı olarak kişilik gelişiminde ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinin de etkili olduğunu savunan Erikson, bu durumu şu cümlesiyle özetlemektedir “Eğer her şey çocukluk dönemiyle açıklanırsa, o zaman her şey bir başkasının kusuru olarak değerlendirilir ve insanın kendi sorumluluğunu üstlenme gücüne duyulan güven de azalmış olur.” Benlik ve Kişilik İlişkisi Erikson’a göre benlik, kişiliğin oldukça güçlü ve bağımsız bir bölümüdür. Benliğin birinci işlevi bir kimlik duygusu oluşturması ve bunu korumasıdır. Yaşam Döngüsü İçinde Kişilik Gelişimi Freud’a göre kişilik gelişimi süper ego’nun oluşmaya başladığı 6 yaş civarında biterken, Erikson’a göre kişilik gelişimi kişinin yaşamı boyu devam eder. Temel Güvene Karşı Güvensizlik Özerkliğe Karşı Utanma ve Şüphecilik Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duygusu Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası Yakınlık Kurmaya Karşı Soyutlanma Üretkenliğe Karşı Durgunluk Benlik Bütünlüğüne Karşı Erich Fromm ve Kişilik Psikanalitiği sonradan benimsemiş olan Fromm, Özgürlükten Kaçış kitabında insanların Nazi liderleri ile özdeşleşmelerini sağlayan şeyin ne olduğunu kişilik kuramıyla ele almıştır. Modern hayatın yaygınlaşmasıyla birlikte her eylemimizde özgür irademizle hareket etmemiz ve seçim hakkımız olmasının yanında bu özgürlük belli bir takım maliyetlere sahiptir. Kaygı ve korku yaratan bu özgürlük, Fromm’un ifadesiyle güçsüzlük ve yalnızlığın dayanılmaz halidir. Her biriminiz büyümesi ve bağımsızlık kazanmasıyla birlikte, kontrol edemediğimiz şeylerin farkına varır ve çaresizliğimiz ile yüzleşiriz. Fromm’a göre birey olarak ne kadar önemsiz olduğumuzu gördüğümüzde iki şekilde tepki veririz Ya özgürlükten kaçarız ya da “olumlu özgürlüğe” doğru ilerleriz. Fromm, özgürlükle gelen çaresizlik ve yalnızlık duygusunu aşmak için üç ana strateji kullanıldığını savunur Otoriteciliğe başvurmak; Yıkıcılığı seçmek ve Uyumluluğu seçmek. Özellikler Yaklaşımı Gordon Allport’un Özellik Yaklaşımı Allport, özelliklerin kişiliği oluşturan temel yapı taşları ve birey olmanın kaynakları olduğunu düşünmüştür. Allport’un yaklaşımına göre tek bir boyut üzerinde bireyleri tanımlamak mümkündür. Bireyin bir özellikten aldığı sonuç, diğer bireylerin sonuçlarıyla karşılaştırıldığında bu özelliklere genel ayırıcı özellikler denir. Allport’un bir diğer önerisi ise bireyi kendi içinde incelemektir. Beş Faktör Kişilik Modeli Büyük Beşli adıyla da anılan bu model, farklı araştırmalarda sıklıkla ortaya çıkan kişilik özelliklerinin bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Dışa dönüklük, girişken, konuşkan, sosyal, enerjik, sıcakkanlı olma gibi özellikler taşırken, diğer ucunda yer alan içe dönüklük, çekingen, sıkılgan, sessiz, sakin ve utangaç olma gibi özellikleri barındırır. Sorumluluk, düzenli, tedbirli, dikkatli, organize olabilen, başarı odaklılık gibi özelliklere sahipken, düşük sorumluluk, dağınık, düzensiz, hemen pes etme, öz denetimden yoksun olma gibi özellikler taşır. Duygusal denge, duyguların tutarlı olması, kontrol edilebilmesi, gerilimi yönetebilme becerisidir. Uç kısmında yer alan duygusal dengesizlik ya da nevrotiklik, kaygılı, endişeli, sinirli, gergin, kızgın, sıkıntılı, karamsar, depresif olma gibi özellikleri ifade eder. Deneyime açıklık, yeni şeyler öğrenme ve keşfetme arzusunun derecesidir. Merak, yaratıcılık, yüksek hayal gücü bu boyutun özelliğidir. Diğer ucunda ise geleneksel, kuralcı, tutucu özellikler söz konusudur Can, Azizoğlu ve Aydın, 2015 83-84. İnsancıl Kuramlar İnsancıl kuramlarda dört ana öğe karşımıza çıkmaktadır Kişisel Sorumluluk Başımıza gelenlerin sorumlusu bizleriz. Şimdi ve Burada Geçmiş ya da gelecek üzerinde fazlaca düşünmek yerine hayatı dolu dolu yaşamak ve gerçek potansiyelimizi kullanabilmek için tek yol şimdi ve burada yaşamaktır. Bireyin Fenomenolojisi Kimse, bizi bizden daha iyi tanıyamaz. Kararlarımızda, tercihlerimizde, çözüm yollarımızda kendimizi iyi tanımalı ve nereden geldiğimizi iyi bilmeliyiz. Kişisel Gelişim İnsan gelişiminin doğal hali daha iyiye ulaşmaktır. Yaşam, bitmek bilmeyen bir kendiliğini keşfetme sürecidir. İnsancıl kuramcılardan Carl Rogers, potansiyelini tam kullanan kişilerin yaşamlarında uygun bir doyum noktasına ulaşmak için doğal bir çaba gösterdiğini savunmuştur. Potansiyelini tam kullanan kişi, yaşamın her anını değerlendiren, yaratıcı ve meraklı kişilerdir. Kendi duygularına güvenmeyi ve başkalarının ihtiyaçlarına duyarlılık geliştirmeyi öğrenir. Meslek seçimi ya da yaşam tarzı gibi konularda toplumsal beklentileri çok dikkate almaz. Rogers, potansiyelin tam olarak kullanılabilmesi için çocuk yetişirken olumlu koşulsuz kabulün ne kadar önemli olduğuna vurgu yapmıştır. Olumlu bir benlik geliştirebilmek, yeteneklerimizin ve iyi özelliklerimizin farkına varabilmek için koşulsuz sevgi ve onay önemlidir. İnsancıl kuramın temsilcilerinden Karen Horney, olumlu çevresel koşulların varlığının bireylerin “gerçek bir öze” sahip olmaları açısından gerekli olduğunu söyler. Sıcak bir ortam, ebeveynin çocuğu kendinden “ayrı bir birey” olarak sevmesi gibi olumlu çevresel koşulların yokluğu bireylerde kaygı yaratır. Bireyler, bu kaygı durumuyla baş edebilmek için çeşitli kişiler arası savunma mekanizmaları ya da kişisel ruhsal savunma mekanizmaları geliştirirler. Kişiler arası savunma mekanizmaları şu şekildedir Diğer bireylere karşı kendini geri planda tutma, pasif olma, Diğer bireylerden uzaklaşma, Diğer bireylere karşı saldırgan, kibirli ve narsistik tavır alma. Rogers, Horney ve Maslow gibi insancıl kuramcıların ortak noktası kişiliği bir bütün olarak ele almalarıdır. Bireylerin davranışları çeşitli kişilik özelliklerinden değil, kişiliğin bir bütününün eseridir. Diğer kuramlardan farklı olarak insancıl kuramlar, mutluluk ve kendini gerçekleştirme için çabalayan sağlıklı kişilere odaklanmaktadır. Sosyal Öğrenme Kuramları Diğer kişilik kuramlarından farklı olarak sosyal öğrenme kuramları kişiliğin gelişiminde çevrenin etkisine odaklanır. Çevre-davranış-çevre etkileşimi üzerinde duran sosyal öğrenme kuramları, davranışın hem çevreden etkilendiğini hem de içinde bulunulan çevrenin türünü etkilediğini, dolayısıyla çevrenin de davranışı etkilediğini söyler. Julian Rotter’in Beklenti Kuramı Öğrenme kavramıyla kişilik gelişimini açıklamaya çalışan Rotter, kuramını beklenti üzerine kurmuştur. İnsanların davranışları, o davranışların sonucunda alacakları ödülün varlığına inanmalarına bağlıdır. İçsel ve dışsal denetim odağı kavramını geliştiren Rotter, içsel denetim odağı yüksek olan bireylerin başlarına gelen her şeyin kendi eylemlerinin ve özelliklerinin bir sonucu olduğuna inanırlar. Dışsal denetim odağı yüksek kişiler ise şans, kader gibi üçüncü olgu ya da kişilerle başlarına gelen olayları açıklamaya çalışırlar. Çoğumuz, bu iki uç arasında bir yerlerde olabiliriz. İçsel denetim odaklı kişiler, bağımsız, aktif, girişken olurken, dışsal denetim odaklı kişiler, kaygılı, dogmatik ve kuşkucu özellikler taşıyabilirler. Albert Bandura’nın Bilişsel-Sosyal Öğrenme Teorisi Sosyal öğrenme yaklaşımının güçlü savunucularından olan Bandura, kişilik gelişiminde bireysel faktörler, çevresel uyarıcılar ve davranış arasındaki karşılıklı etkileşime dikkat çeker. Tutumlarımız, çevredeki uyarıcılar ve geri bildirimler davranışlarımızı, dolayısıyla kişiliğimizi etkiler. Davranışlarımız da çevremiz üzerinde etkilidir. Bandura, bu etkileşime karşılıklı belirlenimcilik adını vermiştir. Bandura’nın sosyal öğrenme yaklaşımına göre gözleyerek öğrenme yetenek, tutum ve davranışlarımızı etkileyebilir. Çevremizdeki insanların tiyatroyu sevmesi ve izlemesi, bu alışkanlıkları sayesinde sosyal bir insan olduklarını gözlemlememiz, bizim de tiyatroya karşı olumlu bir tutum kazanmamıza yol açabilir. Kuramına öz-yeterlik kavramını da ekleyen Bandura’ya göre, bireylerin kendilerini ne kadar yeterli buldukları, onların hedefleri ya da eylemleri için ne kadar çaba sarf edeceklerini ve mücadele vereceklerini belirler. Yeterli olmadığımızı düşündüğümüz eylemlerden ise kaçma davranışı geliştiririz. Bu nedenle özyeterlik, algı, motivasyon ve performans gibi birçok durumu etkiler. Özyeterlik algısının oluşumunda üç bilgi kaynağı mevcuttur Dolaylı tecrübe Başkalarının yaptıklarını gözlemleme İkna Kişinin kendi kendini ikna etmesi ya da başkalarının onu başarabileceğine dair ikna etmesi Eyleme ilişkin duygu durumu Bir eylemi düşündüğünde ya da o eyleme yöneldiğinde hissedilen duyguların gözlemlenmesi Bilişsel Kuramlar George Kelly’nin Kişisel Yapılar Kuramı Kelly’nin yaklaşımına göre bireyler, tıpkı bir bilim adamı gibi yaşamlarına ilişkin geliştirdikleri hipotezler geliştirir ve sınarlar. Tutarlı olan varsayımları kullanmaya devam ederken, tutarsız olanları siler ve yenisini geliştirirler. Bunu yapmalarındaki amaç belirsizliği azaltmak ve geleceğe ilişkin kestirimlerde bulunmaktır. Walter Mischel’in Bilişsel-Duyusal Kişilik Kuramı Mischel’in modelinde bilişsel-duyusal değişkenler, birbirleriyle etkileşime girerek davranışımızı belirler. Bilişsel modelde davranıştaki bireysel farklılıkların nasıl oluştuğunu açıklarken sıklıkla başvurduğu kaynaklardan bir tanesi şemalardır. Şemalar, bilgiyi algılama, düzenleme, işleme ve kullanmamıza yardım eden varsayımsal bilişsel yapılardır. Şemaların işlevlerinden bir tanesi çevremizdeki bir çok karmaşık ve fazla sayıdaki uyarıcıyı düzenlememize yardımcı olur. Bir diğeri ise şemaların bize bilgiyi düzenleyebileceğimiz ve işleyebileceğimiz bir yapı sunmasıdır. Kişilik Değerlendirmesi Alanında uzman psikologlar tarafından kişilik özelliklerinin ölçülmesi yapılabilir. Geçerli ve güvenilir testler kullanıldığı ölçüde bireylerin kişiliğini değerlendirmek mümkündür. Nesnel Testler Nesnel ya da objektif testler, puanlaması ve uygulaması kolay testlerdir; iyi tanımlanmış kuralları sayesinde tek bir özellik için tek bir puan ya da farklı özellikler için bir dizi puanlama yapılabilir. Kişilik envanterleri, bireylerin kendi düşünceleri, duyguları ya da davranışlarıyla ilgili soruları cevaplandırdıkları nesnel bir testtir. En yaygın kullanılan Minnesota Çok Yönlü Kişilik Envanteri MMPI, 1930’lu yıllarda psikolog Hataway ve psikiyatrist McKinley tarafından geliştirilmiştir. Projektif Testler Nesnel testlerde bireylerin önceden belirlenmiş ifadelere “evet”, “hayır” gibi önceden belirlenmiş cevaplar vermeleri söz konusuyken, projektif testlerde önceden belirlenmiş cevaplar yoktur. Soyut resimler, tamamlanmamış resimler yoluyla katılımcıların kişiliklerini anlatacakları hikayelere yansıtacakları varsayılır. En yaygın olanı Rorschach ve Tematik Algı testidir.
cevremizdeki kişilere hangi konularda yardımcı olabiliriz