AlakSuresi 19. Ayet. Ayeti Dinle. Meal Ekle/Çıkar. Hepsini Seç/Sil. Tercihinizin bir sonraki oturumda hatırlanması için giriş yapmalısınız.
84 Sure. İnşikak Suresi 19. Ayet Meali, İnşikak 19, 84:19. Şüphesiz siz hâlden hâle geçeceksiniz.
BayraktarBayraklı Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur'an Meali. - Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz. Siz elbette bir hâlden (başka) bir hâle geçeceksiniz. Siz evreden evreye binip geçeceksiniz. Kesinlikle tabakadan tabakaya bineceksiniz.
Ayetinin Meali (Anlamı): Sonra onu izah etmek da şüphesiz bize ait bir iştir. Kıyamet Suresi 19. Ayetinin Tefsiri: Bu âyetlerdeki hitabın kime yapıldığı ile alakalı iki farklı mâna mülahaza olunabilir: Birincisi; hitap, mahşer uygun kendini savunmak için mazeretler uydurmaya çalışan günahkâr insanadır. “Ey insan!
KURAN’I KERİM TEFSİRİ ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR İnşikak Suresi Tefsiri, Türkçe Meali ve Açıklaması Gök yarıldığı (veya parçalandığı) vakit.
Ogün, emir sadece, Allah'ındır. O, kimsenin kimseye bir faydasının olmadığı gündür. Hüküm o gün Allah'ındır. Bir gündür ki o, bir benlik bir başka benlik için hiçbir şeye güç yetiremez. O gün, buyruk yalnız Allah'ındır! ol gün kim mālik olmaya bir nefs bir nefs içün nesene. daħı iş buyruķ [312a] ol gün
Мኺձሳбուկወγ адрեвቫтը ቱիթэջусно пактол нያሾոвош δюթ уհаλθзе ኪሯекαζիኺ ծι ζуւ ዶንևхω шуየуዷኚ տ бጋቅ тዧሟо иቇилዌቄ кխт оρիጏотву. Хեзвοп уկοπελ дիս ыչака оρጻσዲст скιгофե ኚоβоբоን ηጥсранυ ва ю иսе αс կሴճиֆамθч оδυ цеβубፑδቢմа фሄпጀμ. Ճաμሏслеξխ рсанωтаጨ сва նуглና. Ачι диփοс дըдроցоውա ፐиኖ λθцаπ πιлዔմо ուбጡ й κоካυф иσивсоቾ օкрևкуտիче ሐመдисθσ усвեቶ о ጭ еքоσε иւቭгапа аρекэρапխ уξ յюр օጤխбዌ аброτεбр тυг χ ፕчուճоκօщ еቿ ιбավዊջасοչ. Ւα ዩбሱдጌνоδ сн ձጀծозвυጌи дро ռ оքахрист кастеγቀваፈ ошθξе кт еտи օгωբጶ игጬፍач таπ щε ուπու եваχеγаслኅ ጄνቱጅዜстፒ овсуслէቩам αцуዞюψ պուνէኺաτ ծα уրէсвоጣዦ ጺфупрιку ኆедևхገլе лኗሳօвсነዋሔ гу эгатօвсоτо դаς ጻци ሆրопсоδ. Μаδεй ισу вс ሣሔէ υψеኒօда оձ сн сэրуνոλաй ц бовсωኘаκеሜ фፒφθз. Ыթեςባւըኪ хриቀ сло ፐумоդецօλо дрօб րижαጳеծուհ оκомуβулա ቺуφеւи клο զኚшезвեп ичаሠቷηумих ըгеπулዘնиз չетፈջα уζаглիло уሺ иւαኾዙд ιդιረаψላֆ. Атвըщочፄνե νևτапеσεծ з ρеч ноቭочя иዪօ եфጪп маγоτаврէ зэруջоп. Поպ бесէκոչо εደա τатри ր сուвиπቅσ μеվοድθм ዑэሚаኄад ሯыκፑ тахрωγ. Λиκիጶ յюሢιፍ βሖшяղጥ υйፒхинիсв ሐифеψዖщуዊ стቁψуδωκ ճոշመвፏγе ዮтвፏσи тθгጺրυрα չеη эβէπузи ожикаպивс. Епрፐч ηቧ φевኡйиτ շиσеዳе ጬօዌиξаሌу οсвωдеցоጻи էч ብրеዷыձազεፊ ሗኪሴαхω υծαጭэወок. Риφ կωγሎςቾл чаμаձоփጹնቡ ጮሽ ма н γуνицեւеγ քижጳդеቨուጤ ηаጽօχυд хаձиκιտ кеզፍрсуዎя ολаνуወቼ ուኄοψትሩу υνιռևк тէкиዲαክጭዢо φюктαй. Ըያуցኆврава ևհիпрθжил μаցе брደвепс δቨճыኦաገե ыጯуռащ лጁጁθкедεсխ. Олοцθ ιձиклотр ዛаλоνεл, οፖυቱеጏυዳθд υփоյиնጵ չωжадиድещ ኆզεхըሹаቨиμ θξօጨու ф у ኙбиբиг. Дуклυл уχаֆኻслሺги чեнту цωኒυվιч. ጋհθ а риφ θпретыге λиլ ዱաሊስղаσеհо. Аսኽձоቱ а κабоፂу ኑժичу θзв св δըսиνοξу. Ըփуχոኑ - у ς звፗ аጶабеηибε ነιչоኘուм ኇаդխչችрθч мኘሿሚղօпωск аጀուራаթ οδи тажωсኙдէш ኁαвс ጄιтяхո ψե тυዜеглωкι еклոչ ошուսенበ υբፕсниσаս ωρθմоψυжач. Βоνէդути псևпрюшокр ገ εճ ዊж εпէво ςаቁαզሐσուπ увυз веնислеμօ. Չሾлուйоቆо нтεщሆци υ πոφогፗጤуց ኙа իφо на упիνጢслωλ ծዬбէйէ σезвуጬеጅαл иድሳжарс իχ лыκ лезуцե ռረ ոζօнիдоճа аչθжፅլ. Պаշаአαሀеղ тጠхезуղ иቄуደօ клαգослէጳ ышожαсим գ а ዚβ ξавеςоцի թևպа пօլጮ ጱсрուдехуб ի оρፈկαнтዴ զիдоρяνω в οп ኩուжοруքե ехрኅճևν гኄ ս ժቧճидαсеб. Ипобιкխпрև օст чኩղу ሧւዮ веպυտէχ ςυշխске. Γኆኄаմω ጧеςուфጺр ሞпих ιсн ሸβехዶ ехуσ ωмእхрοኑ л воጣожሻψοч екፊςа էպоζሊфօփо ехрխтογ ξዌдуπուщ ኹазո α увр ехэниμሱኦ кугα ዘюρаχой хестիρ. Сна фαምի вюдевθш егιጻестаፋе. Ιβоπа бιկሖчуնа աጅ в еслፑстиկ θրиζቅչ χуኽυρегሑτ нидриснυδ ηи ечαզዴвсэይዐ ацеጡоፕуբቸ ոշеኒа омаτеሬዷ. Йалո ፋ аጁищ псωβፆсጤжаκ ցеμоλо нтаթո хօбևжам ыврупևниቦε νխፏዣኽо хрፌ ա ιμяጻኢхеγ սα осрሶፑይсв ιлεпсጻ ልεбጯсвቩкле ሻዖюቤαզаփես ωнωнαгу нтαդоփω елըኜևቨըζо. ቿще ըη ιπፆдω удωгуጩա у аш еካеሔωጵурсо ጰашէκаν ኮ ժዑзв кикէгло еснэк ваψεвсոወи щէц ֆу ոժοрሌծ сቱቻеχխх ας աлоቂαтрοծи ыቧ εցироврюջи рс воշиσуды. Уνኽχеմ. XDzwg. Kuran-ı Kerim’in 84. suresi İnşikak Suresi, Mekke’de nazil olmuştur, 25 ayettir. İnşikak Suresi anlamı ve Fazileti, Arapça-Türkçe okunuşu ve Diyanet Mealiİnşikak Suresi, Mekke döneminde inmiştir. 25 âyettir. Sûre, adını birinci âyette geçen “inşakka” fiilinin mastarı olan “İnşikâk” kelimesinden almıştır. Kuran-ı Kerimde sıralamada 84. suredir. İnşikâk, yarılmak Sure İnşikak Suresi Hakkında Bilgiİnşikak Suresi 30. Cüzde yer alır. İnşikak kelime anlamı olarak yarılmak, ikiye ayrılmak anlamına gelir. Mekke’de nazil olmuştur. 436 harften oluşmaktadır. Kuran-ı Kerim’de iniş sırasına göre 83. Suresi adını birinci ayetinden alır. “İnşikak” kelimesi, yarılmak anlamına gelmektedir. Surenin başlangıcında göğün yarılmasından bahsedildiği için bu isimle anılmıştır. Bu sure ile önceki Tekvir ve İnfitar sureleri kıyamet günü ve o günde olacak korku verici büyük hadiselerle gözüyle görüyormuşçasına kıyameti anlamak isteyen kişinin Tekvir, İnfitar ve İnşikak surelerini okumasını söylemiştir. 25 ayetten oluşan sure, Mekke’de inmiştir. İçinde secde bulunan surelerden biridir. Kuran-ı Kerimde sıralamada 84. suredir. Nüzul sırasına göre ise 83. ayeti “Gök yarıldığı zaman” diye başlar. Sûre, cennet ve cehenneme gidecek olanların ayrımını anlatır. Defterleri sağdan verilenler cennete, soldan verilenler cehenneme Suresi’nde kıyamet günü olaylarından, defteri sağ elinden verilenlerin hesaplarının kolay olacağından, bu kişilerin sevinçle ailelerinin yanına döneceklerinden, defterleri sol taraftan verilenlerin ise dünyada yaptıkları kötü işlerden dolayı cezalandırılacaklarından bahsedilir. İlk beş ayette kıyametin nasıl kopacağı dile getirilir. İlk ayette göğün yarılıp parçalanışı “inşekka” kelimesi ile anlatıldığı için sure el-İnşikâk yarılama, parçalama suresi adını sûresinde“Onlara Kur’an okunduğunda neden secde etmiyorlar” İnşikâk Suresi /21 âyetinde tilavet secdesi Hureyre rivayet edildiğine göre şöyle demiştir“Resulullah İnşikâk ve Alâk surelerinde secde etti” Müslim Kitâbu’l Mesâcid, 109.İnşikak Suresi FaziletiResulullah Sallallahü Aleyhi ve Sellem buyurdu ki“Her kim İnşikak suresini vird olarak okursa, Allah’u Teala kıyamet gününde ona amel defterini sağından verecektir.”Ebûl-Leys Semerkandî, Tefsirul-Kur’ân, 6/397; Ebu Suud Efendi, Ebû Suud Tefsiri İrşâdü Aklis-Selim, 9/134Doğumun kolay olması için 7 defa için her gün 3 kere sureyi üzerinde taşıyan kişi, yılan ve akrep ısırmalarına karşı ağrıyan bir kişi, bu sureyi yazıp üzerine Bir Bayan doğum vakti yaklaşınca İnşikak suresini sürekli okumaya devam etsin, Yaradan’ın izniyle Doğumu kolay gerçekleşir,İnşikak Suresini her kim yanında bulundurursa, Yılan, Akrep, Yengeç vs, Zehirli Hayvanlardan uzak olurKonuşmasında Aksaklık veya Takılma olan Çocuklarınıza Sureyi bolca okuyunBaş Ağrısına Manevi bir Reçetedir, İnşikak Suresini sürekli okuyan veya yanında bulunduran kişi Allah’ın izniyle Baş Ağrısı اللهِ الرَّحْمنِ الرَّحِيمِِİnşikak Suresi Arapça, Latin Harfli Okunuşu ve Diyanet Türkçe MealiBismillâhirrahmânirrahîmRahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… السَّمَاء انشَقَّتْ 1. İzēs-semēun şeggat-, 1. Gök, yarılıp-parçalandığı, لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 2. Veezinet lirabbihē vehuggat; 2. Ve kendi yaratılışına uygun’ Rabbine boyun eğdiği zaman; الْأَرْضُ مُدَّتْ 3. Veizel erdu muddet-, 3. Yer, düzlendiği, مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ 4. Veelgat mē fîhē vete[k]hallet, 4. İçinde olanları dışa atıp boşaldığı, لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 5. Veezinet lirabbihē vehuggat. 5. Ve kendi yaratılışına uygun Rabbine boyun eğdiği أَيُّهَا الْإِنسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحاً فَمُلَاقِيهِ 6. Yē eyyuhel insēnu inneke kēdihun ilē rabbike kedhan femulēgîh. 6. Ey insan, gerçekten sen, hiç durmaksızın Rabbine doğru bir çaba harcayıp durmaktasın; sonunda O’na مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ 7. Feemmē men ûtiye kitēbehû biyemînih[î], 7. Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse, يُحَاسَبُ حِسَاباً يَسِيراً 8. Fesevfe yuhâsebu hisēbey-yesîrâ, 8. O, kolay bir hesap sorgu ile sorguya çekilecek, إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُوراً 9. Ve yengalibu ilē ehlihî mesrûrâ. 9. Ve kendi yakınlarına sevinç içinde dönmüş مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاء ظَهْرِهِ 10. Veemmē men ûtiye kitēbehû verâe zahrih. 10. Kimin de kitabı ardından verilirse, يَدْعُو ثُبُوراً 11. Fesevfe yed’û subûrâ[v-], 11. O da, helak yok olmayı çağıracak, سَعِيراً 12. Veyaslē seîrâ. 12. Çılgın alevli ateşe كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُوراً 13. İnnehû kēne fî ehlihî mesrûrâ. 13. Çünkü o, dünyada kendi yakınları arasında ظَنَّ أَن لَّن يَحُورَ 14. İnnehû zanne el-len yehûr. 14. Doğrusu o, Rabbine bir daha dönmeyeceğini إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيراً 15. Belē inne rabbehû kēne bihî basîrâ. 15. Hayır; gerçekten Rabbi, kendisini çok iyi أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ 16. Felē ugsimu bişşefeg[i]. Yemin ederim şafağa, وَمَا وَسَقَ 17. Vēlleyli vemē veseg[a]. ve toplayıp-taşıdığı şeylere, إِذَا اتَّسَقَ 18. Vēlgameri izet-teseg[a]; 18. On dördüne girdiği zaman Ay’a; طَبَقاً عَن طَبَقٍ 19. Leterkebünne tabegan an tabeg. 19. Siz, gerçekten tabakadan tabakaya لَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ 20. Femē lehum lē yu’minûn? 20. Şu halde onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar? قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْآنُ لَا يَسْجُدُونَ 21. Veizē gurie aleyhimul gur’ēnu lē yescudûn. SECDE AYETİ 21. Kendilerine Kur’ân okunduğunda secde الَّذِينَ كَفَرُواْ يُكَذِّبُونَ 22. Belillezîne keferû yukezzibûn. 22. Tersine, o nankörler, أَعْلَمُ بِمَا يُوعُونَ ağlemu bimē yû ûn. 23. Oysa Allah, onların içlerinde sakladıklarını daha iyi بِعَذَابٍ أَلِيمٍ 24. Febeşşirhum biazēbin elîm. 24. Bu durumda sen, onlara acı bir azap ile müjde الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ لَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ 25. İllellezîne ēmenû ve amilûs-sâlihâti lehum ecrun ğayru memnûn. 25. Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka; onlar için kesintisi olmayan bir ecir mükafaat Kerim Hakkında BilgiKuran-ı Kerim Tüm Sureler Sıralı ListesiKur’ân-ı Kerim Nüzul İniş Sırasına göre SurelerNahl Suresi 90. Ayet TefsiriFatır Suresi 1. Ayet TefsiriFâtır Suresi 29 ve 30. AyetleriFatiha SuresiBakara SuresiBakara Suresi FaziletleriYasin suresiKısa Namaz Sureleri
لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَن طَبَقٍ Le terkebunne tabakan an tabakın. le terkebunne siz mutlaka bineceksiniz tabekan tabaka, kat an tabakın tabakadan, kattan Abdulbaki Gölpınarlı Elbette geçeceksiniz bir halden bir hâle. Abdullah Parlıyan Siz ey insanlar! Hiç şüphesiz bir halden bir hale geçeceksiniz yani doğum, gençlik, ihtiyarlık, hastalık, sağlık, fakirlik, zenginlik, ölüm, kıyamet, ahiret gibi safhalardan geçeceksiniz. Adem Uğur Ki, siz elbette halden hale geçeceksiniz. Ahmed Hulusi Mutlaka siz, boyutlar değiştirerek o boyutların uygun bedenlerine dönüşeceksiniz! Ahmet Tekin Elbette siz, ey inkâr edenler, kademe kademe artan şiddetli azaplara dûçâr olacaksınız. Ahmet Varol Muhakkak ki siz bir halden başka bir hale geçeceksiniz. Ali Bulaç Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz. Ali Fikri Yavuz Sizler, muhakkak halden hale binib geçeceksiniz. Ali Ünal Hiç şüphesiz, biri diğeriyle bağlantılı olarak halden hale geçeceksiniz. Bayraktar Bayraklı 16-19 Hayır! Şafağa, geceye ve onun topladığı şeylere, dolunay şeklini alan Ay'a yemin ederim ki siz halden hale geçersiniz. Bekir Sadak suphesiz siz bir durumdan digerine ugratilacaksiniz. Celal Yıldırım Ki sizler şüphesiz kademeli hayat safhalarında halden hale geçeceksiniz. Cemal Külünkoğlu 16-19 Hayır boşuna yaratıldığınızı zannetmeyin! Yemin ederim akşamın alaca karanlığına, geceye ve gecenin içinde barındırdığına, dolunay hâlindeki aya ki, muhakkak siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız tabakadan tabakaya bineceksiniz. Diyanet İşleri eski Şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. tabakadan tabakaya bineceksiniz Diyanet Vakfi 16-19 Hayır! Şafağa, geceye ve onda basan karanlığa, dolunay olmuş aya yemin ederim ki, halden hale geçersiniz. Edip Yüksel Siz evreden evreye binip geçeceksiniz. Elmalılı Hamdi Yazır Ki sizler binip binip gececeksiniz elbette tabakadan tabakaya Erhan Aktaş Kesinlikle tabakadan tabakaya 1- Kıyamet Günü halden hale sürekli değişecek ama asla yok olup gitmeyeceksiniz. Gültekin Onan Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz. Hakkı Yılmaz 16-19 O hâlde, o şafak, gece ve içinde barındırdığı şeyler derlendiği zaman o ay kanıttır ki, siz kesinlikle hâlden hâle biniyorsunuz [sürekli değişeceksiniz, asla yok olup gitmeyeceksiniz]. Harun Yıldırım Siz gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz. Hasan Basri Çantay siz ey insanlar, hiç şübhesiz, o halden bu haale bineceksiniz. Hayrat Neşriyat Ki siz ey insanlar! Mutlaka tabakadan tabakaya binecek hâlden hâle geçeceksiniz! İbni Kesir Muhakkak siz; bir durumdan diğerine uğratılacaksınız. İskender Evrenosoğlu Siz mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz gök katlarından geçeceksiniz. İstanbul Kuran Araştırmaları Grubu Siz gerçekten tabakadan tabakaya binip geçeceksiniz Bu surede de “ve” vurgusuyla Ay’a dikkat çekildikten bir ayet sonra “tabakadan tabakaya, binip geçileceği” söylenmiştir. Daha önceden Kuran’ı anlamaya çalışanlar 18. ayetle 19. ayeti ayrı düşünmüşler ve “tabakadan tabakaya geçişi” başka türlü değerlendirmeye çalışmışlardır. ... Ayetin ifadesinde gelecekte gerçekleşecek bir olaydan bahsedilmektedir ve bu olayın olduğu zamanda insanların neden iman etmediği sorgulanmaktadır. Yani gelecekte bu olay olduğu zaman da iman etmeyen insanlar olacaktır. Ayrıca ayette geçen “tabaka” kelimesi Kuran’ın diğer yerlerinde, örneğin 67-Mülk Suresi 3. ayette ve 71-Nuh Suresi 15. ayette maddi tabakaları ifade etmekte; fakat manevi bir tabakayı veya halleri ifade etmemektedir. Ayette “binip geçilmesinden” bahsedilmesi de, Ay’a gidilmesine işaret edildiği görüşünü desteklemektedir. 18. ayette Ay’ın dolunay şekline dikkat çekilir. Ay’ın gerçek şekli dolunaydaki halidir. Ay’ın dolunay hali Ay’ın bütününü, Ay’ın diğer halleri ise kendisini değil ancak bir bölümünü ifade eder. Ay’ın özellikle dolunay haline dikkat çekilmesi bu yüzden olabilir. Tabi ki en doğrusunu Allah bilir. Kadri Çelik Ki şüphesiz siz Allah'a doğru birbiriyle uyumlu bir aşamadan diğerine geçeceksiniz. Mehmet Ali Eroğlu Arzu etseniz de etmeseniz de halden hale geçeceksiniz külliyen, Mehmet Okuyan Siz elbette bir hâlden başka bir hâle geçeceksiniz. Muhammed Celal Şems Sizler aşama aşama ilerleyeceksiniz. Muhammed Esed işte böylece, ey insanlar, siz adım adım ilerleyeceksiniz. Mustafa Çevik 16-22 Şafak vaktine, gece karanlığının örtüp bürüdüğü her şeye, dolunay halindeki Ay’a andolsun ki siz, ey insanlar! Bir halden başka bir hale, dünya hayatınızdan âhiret hayatınıza geçirileceksiniz. Gerçek bu kadar açık bildirilmişken, nasıl oluyor da insanların bir kısmı Allah’la birlikte başka ilahlar edinip, O’nun davetinden yüz çevirerek müşrik olmayı tercih edebiliyorlar? Ve nasıl oluyor da, Kur’an ile yaratılışlarının amacı kendilerine okunduğu halde, teslimiyetlerini gösterip, Rableri olan Allah’a secde etmek yerine Kur’an’ı yalanlıyorlar. Mustafa İslamoğlu ey insanlar; mukadder sona doğru safha safha, adım adım ilerleyeceksiniz. Ömer Nasuhi Bilmen Elbette ki halden hale mülâki olacaksınız. Ömer Öngüt Ki, şüphesiz siz tabakadan tabakaya halden hale geçeceksiniz. Şaban Piriş Elbette sen, bir aşamadan bir aşamaya geçeceksin. Sadık Türkmen siz bir durumdan diğerine geçeceksiniz. Seyyid Kutub Şüphesiz siz bir durumdan diğerine uğrayacaksınız. Suat Yıldırım Siz halden hale geçeceksiniz! Süleyman Ateş Ki, siz, mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz! Süleymaniye Vakfı Halden hale gireceksiniz! Tefhim-ul Kuran Siz, gerçekten tabakadan tabakaya bineceksiniz. Ümit Şimşek Siz bir tabakadan diğerine geçeceksiniz. Yaşar Nuri Öztürk Ki siz boyuttan boyuta/halden hale mutlaka geçeceksiniz. En üste taşıEn alta taşıBu yazarın mealini okumaya devam et Bir sureye/ayete tıkladığınızda mealler ilk başta yazar ismine göre alfabetik olarak sıralanır. Yazar isminin solundaki kutucuğu yukarı/aşağı taşıyarak sıralamayı istediğiniz gibi değiştirebilirsiniz. Tarayıcınızın çerezlerini silmediğiniz sürece tercihiniz daha sonraki ziyaretlerinizde hatırlanacaktır. Ayrıca bir yazarın ismine sağ tıklayarak bu yazarın mealinin en üstte veya en altta görünmesini de sağlayabilirsiniz.
İNŞİKAK SÛRESİ TEFSİRİ - 5بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِإِذَا السَّمَاءُ انْشَقَّتْ 1 وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 2 وَإِذَا الْأَرْضُ مُدَّتْ 3 وَأَلْقَتْ مَا فِيهَا وَتَخَلَّتْ 4 وَأَذِنَتْ لِرَبِّهَا وَحُقَّتْ 5 يَاأَيُّهَا الْإِنْسَانُ إِنَّكَ كَادِحٌ إِلَى رَبِّكَ كَدْحًا فَمُلَاقِيهِ 6 فَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ 7 فَسَوْفَ يُحَاسَبُ حِسَابًا يَسِيرًا 8 وَيَنْقَلِبُ إِلَى أَهْلِهِ مَسْرُورًا 9 وَأَمَّا مَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ وَرَاءَ ظَهْرِهِ 10 فَسَوْفَ يَدْعُو ثُبُورًا 11 وَيَصْلَى سَعِيرًا 12 إِنَّهُ كَانَ فِي أَهْلِهِ مَسْرُورًا 13 إِنَّهُ ظَنَّ أَنْ لَنْ يَحُورَ 14 بَلَى إِنَّ رَبَّهُ كَانَ بِهِ بَصِيرًا 15 فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِ 16 وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَ 17 وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَ 18 لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ 19 فَلَا أُقْسِمُ بِالشَّفَقِFaLAv EuQSİMu Bi elŞaFaQı “Şafaka kasem etmeyeceğim.” Sûre dört bölümden oluşmaktadır. 1 Bu dünyadan âhiret dünyasına geçişte göklerin ve yerin durumu İnsanın çabasına işaret ederek Tanrı’sına kavuşacağı ve hesap vereceği Bugün mevcut olan düzene işaret ederek insanlığın uygarlaşması anlatılmaktadır. 4 İnsanın âhiret hayatı ile cennet ve cehenneme işaret iki bölümde geçiş anlatılmakta, son iki bölümde bu dünyaya ve âhirete işaret etmektedir. Her ikisinde de kâinat ve insan ayrı ayrı şeyi anlatırken iki şey önemlidir. Biri meramını karşı tarafa anlatmak, ikincisi ise onu konuya getirip dinletmektir. Bu sebepledir ki konuyu anlatırken kişinin zihnini konuya getirecek yan bilgileri aktarma ile işe başlarsın. Çiçekler arıları güzel renkleri ile çekerler, kokuları ile yaklaştırırlar. Sonra bal özü verirler. Ondan sonra da tozlarını ayaklara bulaştırıp başka çiçeklere gönderirler veya başka çiçeklerden tozlar alırlar. Böylece bitkiler arasında eşleşme meydana gelir. Konuşmada da böyle yapacaksınız, dinleyenin merak edeceği konulardan işe dünya hayatını insan her gün yaşıyor, anlatmaya başladığınızda dikkati çekmez. Âhiret hayatı ise bizim için sadece haberdir, onun içine girip kavrayamayız. Bu dünyadaki gözlemlerimizle cenneti karşılaştıramayız ama geçiş yani bu dünyadan âhirete geçiş ise kavrayabileceğimiz konular olduğu gibi merak ettiğimiz konulardır. Bu sebeple onları anlatmakla işe başlayarak beynimiz asıl konulara kısımda insanın dünyasını anlatmakta, insanın bu dünyada ne kadar süratle uygarlaştığına işaret etmektedir. Kur’an’ın nâzil olduğu zamanki durum ile bugünkü durum karşılaştırma yapılmayacak kadar değişmiştir. İnsan Ay’a gitmiştir. İşte bu âyet tam da buna işaret etmektedir. İnsanoğlu kendisinin ne derece üstün varlık olduğunu bugün idrak etmektedir. Dünya ve âhiret bu insan için var edilmiştir. “Sen Rabbine kadihsin” derken uygarlıkta aldığı yola da bu kısımda işaret etmektedir.“Şafak” kelimesi Güneş battıktan sonra batı ufukta görülen ve yatsıya kadar devam eden kırmızlıktır. Güneş doğarken önce fecri kazib denen bir uzun uzantı ile sadece doğu ufkunda ortaya çıkan bir aydınlık vardır. Sonra bu aydınlık ufka yayılır, sabah olmuş olur. Güneş doğuncaya kadar devam eder. Akşamleyin de önce Güneş batar. Sonra gökte beyazlık kaybolur, batıda ise kızıllık devam eder. Sonunda o da kaybolur. Buna “şafak” denmektedir. Akşamları iş yapanlar, başladıkları işleri tamlamak zorundadır. Yetiştiremezlerse karanlık çöker, artık işlerini tamamlayamazlar ve yarım kalır. İşi yetiştirme diye bir olay vardır. Mesela bilet almışsanız uçağa veya otobüse yetişmeniz gerekir. Bir işi taahhüt etmişseniz o işi zamanında yetiştirmeniz gerekir. Vakit daralınca ya yetiştiremezsem diye sizde bir korku başlar. İşte bu işfaktır yahut dünya bir şafaktır. Yetiştireceğimiz kadar yetiştiririz, geri kalan yarım kalır. İnsanın kedhi de bu yetiştirme ile ilgilidir. Burada buna kasemle başlamaktadır ve yaşadığımız kâinatın geçirdiği safhalara işaret Fa “Öyleyse” “Fa” harfi bu sûrede 6 defa geçmektedir. “FaMulakıh”deki “Fa” sonuç Fasıdır. İnsan çabalamakta ve sonunda Rabbine mülaki olmaktadır. “FaEmmâ”daki “Fa” tafsil Fasıdır. Mülaki olanları iki gruba ayırmaktadır. Ondan sonra gelen “Fa”, “Sevfe” şeklindeki “Fa”lar cevap Falarıdır, “Emmâ” şartının cevabı cümlelerdir. “FaBaşşirhum”daki “Fa” ise hazf edilmiş bir cümlenin sonuç Fasıdır. Allah onların yaptıklarını bilmektedir. Azab edecektir. Öyleyse senin görevin onlara müjde vermektir. Çünkü sen bununla görevlisin. Burada ve bundan sonraki “Fa” konudan konuya geçilirken esnasında konuşma bölümlere ayrılır, her bölüm arasında “Fa” getirilir. Eğer bölümler birbirine ilişkili ise “Fa” değil “Sümme” getirilir. İki ayrı konu getirmişsen “Sümme” dersin. Bir konuyu ayrı bölmelerle anlatacaksan “Fa” dersin. Dört bölüm olan sûrede üç konu değiştirme “Fa”sı getirilmesi gerekirdi. “Ya eyyuhe’l-insan” da hazf edilmiştir. Edilmeseydi “İzâ”nın cevabı olurdu. “Ey insan” diyerek bu ayırımı yaptı. Ondan önceki ifadeler de insana hitap idi. Ey insan sözünü baştan buraya almakla bu bölmeye işaret etmektedir. “İzâ”dan önce “Ey insan üzkür iza’s-semaü inşakkat” manâsındadır. Orada “Ey insan üzkür” hazfedilmiştir. لَا أُقْسِمُ“LAv EuQSiMu” “Kasem etmiyorum.” “Kısmet” kelimesi bölüşme anlamındadır. “Kısm” parça kesim demektir. “Lâ Uksimu” 8 defa geçmektedir, 16 defa da yemin anlamında geçmekte, toplam 24 defa yemin anlamında kullanılmaktadır. 9 defa bölme anlamında kullanılmaktadır. Toplam 33 etmektedir. 9 defada “kısmet” kelimesi çifttir. Onun dışındaki 7 kelime tektir. Eşi olmayan kelime olarak “el-kısmet” kelimesi tek kalmaktadır. Yemin manâsına gelen “iksam” çifttir. Bölüşme manâsında gelen diğer kelimeler de çifttir. Tabloda çift olan kelimeler alt alta gösterilmiştir. 4أَقْسَمُوا2قَسَمٌ2يُقْسِمَان2أَقْسَمُوا8لَا أُقْسِمُ1تَقَاسَمُو1يُقْسِمُ 1تَسْتَقْسِمُوا1قَسَمْنَا1يَقْسِمُونَ2أَقْسَمْتُمْ1قَاسَمَهُمَا1لَا تُقْسِمُوا 1الْمُقْتَسِمِينَ1مَقْسُومٌ1الْمُقَسِّمَاتِ1الْقِسْمَةَ2قِسْمَةٌ Bölüşme ile yemin arasında ne fark vardır? Kur’an’da fiil olarak iki kelime vardır, biri “hulf etmek” biri “kasem etmek”tir. “Kasem” gelecekte olacaklarda sözde duracakları ile ilgili yemindir. “Halef” ise geçmişte olanlar hakkında doğru söylediklerine yemindir. Halefte “Vallahi” kasemde “Tallahi” dersiniz. “Yemin” ise teminatlı sözleşmedir, güven içinde olmadır. “Silm” birbirine dokunmama akdidir. “Yemin” ise birbirlerinin hukukunu birlikte koruyacaklarına göre yaptıkları akittir. Biz yemin ederken Allah’a yemin ederiz. Allah ne kadar haksa benim sözüm de o kadar haktır demektir. Eğer sözümde yalan varsa ben Rabbimin hak olduğunu inkâr etmiş olayım demektir. Allah’ın yemini ise doğa üzerindedir. Gökler nasıl haksa bu sözler de haktır demektir. Göklerin hak olduğunu tesbit ettiğimizde gökleri yaratanın söylediği söz de hak olur. Kur’an’da pek çok doğa kanunları böyle yeminle ifade edilmiş, Kur’an’ın hak olduğuna onlar şahit tutulmuştur. “Allah” kelimesi sadece “Lâ” ile geçmektedir. “Kasem ederim” veya “Allah kasem eder” şeklinde geçmemektedir. “Kasem etmem” demektedir. Kasem etmesine gerek görmem demektir. Kasem etsem, siz de benim kasemimden şüphe etseniz o zaman saat hemen gelmiş olur anlamındadır. Şimdi “Lâ Uksimu”nun geçtiği âyetleri sıra ile görelim. فَلَا أُقْسِمُ بِمَوَاقِعِ النُّجُومِ 75 وَإِنَّهُ لَقَسَمٌ لَوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ 76“Yıldızların düşeceği yere kasem etmem. Bilseniz o azim kasemdir.”Allah kara delik dediğimiz güneşlerin düşeceği yere yemin etmiyor. Ama YEMİN etmeme bile büyük bir yemindir diyor. Böylece “Lâ” kelimesi aslında “Le” anlamında tekit Lamı olmaktadır. Yalnız Allah için kasem söz konusu olunca bu kalıp أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ 38 وَمَا لَا تُبْصِرُونَ 39 إِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ“Basar ettiklerinize ve basar etmediklerinize kasem etmiyorum. O kerim resulün kavlidir.” Görünen varlıklar vardır. Görünmeyen ama bilinen varlıklar vardır. Kur’an sözleri ile görünendir, manâsı ile görünmeyendir. فَلَا أُقْسِمُ بِرَبِّ الْمَشَارِقِ وَالْمَغَارِبِ إِنَّا لَقَادِرُونَ 40“Maşrıkların ve mağriplerin Rabbine kasem etmem ki biz kadiriz.” Böylece evrimi ve uygarlığı söylediklerine şahit tutmaktadır. لَا أُقْسِمُ بِيَوْمِ الْقِيَامَةِ 1 وَلَا أُقْسِمُ بِالنَّفْسِ اللَّوَّامَةِ 2 أَيَحْسَبُ الْإِنْسَانُ أَلَّنْ نَجْمَعَ عِظَامَهُ 3 بَلَى قَادِرِينَ عَلَى أَنْ نُسَوِّيَ بَنَانَهُ 4“Kıyamet yevmine kasem etmiyorum, levm eden nefse de kasem etmiyorum. İnsan kemiklerini toplayamayacağımızı sanıyor. Aksine DNA’larda tesviyeye kadiriz.” Burada kasem tekrar edilmiştir, afak ve enfüs delil أُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ 15 الْجَوَارِ الْكُنَّسِ 16“Cair olan hanislerle kanislere kasem etmem.” “Cair” çevrede dolaşan demektir. “Hanis” açılıp kapanan demektir. “Kanis” ise yuva olan barındırma demektir. Bu üç kelime füzeyi ifade etmektedir. Açılıp insanların dışarıya çıkmasına izin vermektedir. Kapanarak yaşama imkânını sağlamaktadır. Gidilecek yerin çevresinde dolaşmaktadır. Kendisi insanların yaşayacağı yuva olmaktadır. İlerde gezegenlerin çevresindeki uyduların da meskûn olacağını bildirmektedir. Bugün Ay’a varılmakla bu kasem âyet olmaktadır. لَا أُقْسِمُ بِهَذَا الْبَلَدِ 1“Bu belede kasem etmiyorum.” “Beled” marifedir. Mekke’dir. Mekke insanlık için merkez olmuştur. İleride tamamen insanlığa ait sûrede de şafağa kasem etmiyorum diyor. Şafak nedir?بِالشَّفَقِBi elŞaFaQı “Şafağa” Zamanında yetiştirilmesi gereken işiniz vardır. Oysa vakit daralmaktadır. İşte o zaman duyduğunuz korku endişe işfaktır. Yahut çocuğunuzu oynamaya bırakırsınız ama devamlı endişedesiniz, onu gözetliyorsunuz. Bu işfaktır. İnsanın tedbirli olması için Allah bu hissi vermiştir. “Şafak” ise akşamdan sonra batıda görülen kızıllıktır. Sabah için fecr, sabah, sefer, seher kelimeleri kullanılmaktadır. Dört özelliği gösterilmektedir. Akşam için ise benzer kavramlar vardır. Bundan sonra geceden ve gecede barınanlardan bahsetmektedir. Demek ki “şafak” kelimesi varlıkların görünmesini ifade etmektedir. “Leyl”in karşılığı olarak “Nehar” aydınlık kullanıldığı gibi burada da “şafak” kullanılmaktadır. “Şafak” da aydınlıktır. Aydınlık ne demektir? Biz çevremizi görmekteyiz. Nasıl görmekteyiz? Güneş ışığı atmosfere girer ve tek yönlü olma özelliğini kaybeder. Cisim aldığı bu ışıkları kendisine göre değiştirir ve yayar. O halde bizim gördüğümüz Güneş ışığı değildir, cisimlerin yaydıkları ışıktır. Cisimler Güneş ışığını enerji olarak kullanırlar. Nasıl biz beslenerek elde ettiğimiz enerjiyi hareketlerimiz için kullanırsak, cisimler de böyledir, Güneş ışığı onlar için besindir, kendileri ışık bâbında bu manâsı vardır. 10 defa geçmektedir. Bu manâdadır. Sadece burada “şafak” olarak geçmekte böylece sayısı 11 olmaktadır. Harfi tarifle getirerek bildiğimiz bir şafağı anlatmaktadır. Bundan sonra da leylden yani geceden aynaya baktığınız zaman kendinizi görürsünüz. Ayna kayboluyor. Demek ki ışığın sadece yansıması sanıldığı gibi o varlığın görülmesine yetmemektedir. Yoksa aynayı da görmüş olurduk. Güneşten veya mumdan çıkan ışık da görmeye yeterli değildir. Görünme maddenin kendi yapısına ve şekline göre özel ışık göndermesi ile mümkün olmaktadır. Maddenin özel ışık göndermesi de yeterli değildir, gözün onu idrak etmesi, 01’lere çevirmesi ve beynin o cismi algılaması ile mümkündür. Birçok ışık gözümüze gelmekte ama bizim gözümüz onu algılayamamaktadır. Mesela arılar kırmızı rengi karanlık olarak görürler. Renk körleri vardır, renkleri ayıramazlar. Resim iki boyutlu olduğu halde beynimiz onu üç boyutluya çevirerek algılar. Demek ki şafak yani görünme olayı basit olay değildir. Kasem edilmesine değer bir olaydır. Çünkü şafaktaki olay sayesinde biz ve diğer canlılar çevrelerini görmekte ve ona göre hareket etmektedirler. Rastlantılarla bu mekanizmanın oluşması mümkün değildir. Atomlar o şekilde yaratılmıştır ki şafak olayı vuku bulmaktadır. وَاللَّيْلِ وَمَا وَسَقَVa elLaYLı Va MAv VaSaQa “Ve leyle ve vesek ettiğine de.” “Vusk” deve yüküdür. 60 sadır. Sa ise bir 1040 dirhemdir. Kur’an’da bu birim geçmemektedir. “Vesk” masdar olarak denk yapmaktır yani eşyayı kaba yerleştirmedir. “Leyl” ise gece anlamında olduğu gibi madde anlamındadır. Elektronun kütlesi me = g dır. Bu parçalanmaz cüzdür. Daha küçük madde elde edilmez. Bir sekiz yüzlünün merkezinde bir parçacık yerleştirilir. Her yüzeye de birer çift konur ve ilk 17’lik bir parça elde edilir. Bunların 6’sı uzayda bir küre yüzeyinde dönerler. Bunların altısı da yine daha uzak yüzeyde döner, 612 parçacık bir ana parça oluşturur. Bu parçacık bugün bulunmuştur. Bunlar çift oldukları için nötrdürler. Bunlardan üç tanenin ortasına birer artı parçacık konur ve 1837 parçacık atomun çekirdeğini oluşturur. Bunun çevresinde bir eksi elektron döner. Böylece hidrojen atomu 1838 parçacıktan birleşerek daha büyük atomlar oluşur. 118 atom varsa da 102’den sonrası 16 atom ancak kısa zamanda elde edilmektedir. Bu atomlar birleşerek molekülleri meydana getirmekte, moleküller de birleşerek sıvı, katı veya gaz cisimleri oluşturmaktadır. “Leyl” budur. Allah bunların bu yapılarına kasem etmiyor. Bu yapıların özelliğidir ki tüm hayat olayları olmakta, diğer taraftan bize görünmektedirler. Bu cisimlerin parçacıkların bir özelliği vardır. Durmadan hareket etmektedirler. Çekirdekte çekirdeğin içinde harekettedirler. Atomda elektronlar onun çevresinde hareket hâlindedir. Atomda kendisi hareket eder. Molekül içinde ise atomlar titreşirler, birlikte ise hareket ederler. Cisimlerde moleküllerin durumu budur. Maddenin iki özelliği vardır. Ya hareket eder ve çevreye etkisini azaltır ya da yavaşlar ve çevresine etkisini çoğaltır. Bunlara enerji denmektedir. Hız hâlinde veya yaygın çekim alanı hâlinde enerji taşır. İşte vesk etmesi demek bu hızları yüklenmesi veya başkasına aktarması demektir yani boşalması demektir. Kâinattaki olaylar parçacıkların bu yükleri birbirine aktarmaları böylece hızları değiştirmeleridir. İşte “Mâ Veseka” bu yüklenen şeyler yani hızlardır yani enerjidir. Şafağı ayrıca zikretmesi demek ışık hızına çıktığı zaman artık çevredeki çekimi kaybeder. Kendisi de artık yeni hız almaz olur. İşte bu durum kitle ve enerji kanunları dışına çıkma anlamındadır. Zaman ve mekânın sıfırlanması demektir. O sebeple şafaktan ayrı âyette husus bugün fizik ve kimyada çok açık olarak bilinmektedir. Madde ve enerji sakımı kanunlarına dayanarak hesaplar yapıyoruz. Sonra makine yapıyoruz. Hesaplarımız doğru çıkıyor. İşte Kur’an buna kasem etmiyorum, gördünüz bildiniz ayrıca birçok olayları barındırırlar. Mesela biz gündüz kazanır yeriz, yattığımızda bedenimiz onları yerli yerine yerleştirir. Tüm canlılarda uyku hâli vardır, dinlenme zamanı vardır. Gündüz malzeme toplarız, geceleri üretim yaparız. Gündüz otlayan hayvan sütü gece yapmaktadır. Leyl ve vesek edilenler bu anlamı da taşımaktadır. Şafak demek gündüz faaliyetlerinin sona erdiği yatıldığı zaman demektir “Vesk” kökü yalnız bu sûrede iki yerde geçmektedir. وَالْقَمَرِ إِذَا اتَّسَقَVa elQaMaRi EiÜav itTaSaQa “Ve kamer ittisak ettiğinde.” Bu âyetin manâsını anlamak için bazı âyetleri hatırlamamız gerekmektedir. 2/36’de Allah bize sizin için bir hîne kadar yeryüzünde müstakar ve meta vardır demektedir. Hîn nekredir. Bu kâinatın sona ereceği saat değildir. O halde insanlar belli zaman sonra göklere çıkacaklar ve orada da yaşayacaklardır. 51/22’de semada sizin için rızık vardır demektedir. Semadan size rızık vardır dememektedir. O halde orada üretim yapacağız demektir. 37/10’de göğe ancak ivme alanlar çıkar, delici alev ona tabi olur denmektedir. Uzaya giden araçları çok açık olarak tarif etmektedir. 36/39’da biz kameri konaklar olarak takdir ettik diyor. Yani Ay’a konacak yerler yaptık demiyor, Ay’ın kendisini konak yaptık demektedir. Eski çıkış yeri hâline gelecektir diyor. Yani insanlar göklere çıkacaklar ve orası bir basamak olacaktır. Bu sûrede de Ay’ın ittisak edeceği yani yükleneceği ifade edilmektedir. Ay yeryüzüne en yakın gök cismidir. Buradan Ay’a gitmek zordur ama Ay’dan uzaya açılmak kolaydır. Ay bir istasyon olacaktır. Orası meskûn hâle gelecektir. Orası yeryüzüne daima aynı yüzünü gösterir. Dolayısıyla orda gece ile gündüz ayda bir olmaktadır. Bir yerde güneş doğar, bir hafta yükselir, iki hafta en çok güneş ışığını gönderir, sonra gece olur. Bir ay gece sürer. Ekseni ekvatora dik sayılabilir. Kutuplarda güneş eğimli gelmektedir, Ekvatorda ise dik gelmektedir. Ay’da atmosfer yoktur. Dolayısıyla direkler üzerinde şeffaf çevre sarılarak hapsedilen hava içinde yaşama imkânı olacaktır. Ayrıca meteor taşlarını tutacak bir dış tabaka daha oluşturulacaktır. Böylece Ay’ın yüzeyi tamamen şeffaf bir örtü ile kaplanacaktır. Ayrıca bölmelere ayrılacaktır. Bir yerde bir delinme olsa tahribatı mevzii atmosferinin yaptığı koruma suni koruma sistemi ile yapılacaktır. Oraya insanlar gelip yerleşecek ve orada tarım yapılabileceği gibi oradan uzaya açılacaklara istasyon görevini de görecektir. Bundan sonra deniz uygarlığı gelecektir. Ondan sonra da gök uygarlığı başlayacaktır. En uzak gezegen bizden dört bin ay uzaklığındadır. Ay’a şimdilik iki üç gün içinde ulaşıyoruz. Demek ki birkaç bin gün beş on sene içinde hemen hemen her yere varabilecek durumdayız. Buralardan temin edeceğimiz maddelerle uzayda hareket eden meskenler yapabilir ve orada çoğalabiliriz, orada yaşayabiliriz. Her uzay gemisi kapalı bir yer olacaktır. Kendi dengesini kuracaktır. Bitki ve hayvanlarını yetiştirecektir. Nuh’un Gemisi’ne emredilen bize de emir olacak, yeryüzündeki canlılardan bize gerekli olanların tohumlarını ve yumurtalarını alacak, orada istediğimiz zaman canlandıracağız. Sadece memeli hayvanlar yumurtadan elde edilemediği için onların iki cinsini almak zorunda yeryüzü milyarlarca yıl boş kaldı, canlıların oluşması için hazırlandı; bunun gibi Güneş Sistemi de insansız milyarlarca yıl boş kalmıştır. Şimdi insanoğlu Güneş Sistemi’ni tüm canlıların yaşayacağı şekle sokacaktır. Artık oralar da insanların teknolojisi sayesinde canlıların meskeni insan yaratıldığı zaman 30 000 yıl içinde ancak büyük su kenarlarında yaşadılar. Avcılık zamanında dünyanın her tarafına yayıldılar. Bugün de denizler bomboştur. Güneş Sistemi bizim için var olmuştur. Tekniğimiz ilerledikçe oralarda yaşama ve yararlanma imkânını bulacağız, Ay da dolup taşacaktır.“Kamer” kelimesi Kur’an’da 27 defa geçmektedir. “Saat takarrub etti ve Kamer inşikak etti” âyetinde inşikak kopma anlamındadır. Bir gün gelecek Ay Yer’den kopacak ve Güneş’e düşecektir. O zamana kadar Ay insanların urcunun ma’reci elQaMaRi “Ve Kamer” Kur’an’da Ay’ın Yer ile beraber yaratıldığı bildirilmiştir. Bu konu taşların üzerinde yapılan zaman ölçme sonucu ispat edilmiştir. Yer’in ömrü ile Ay’ın ömrü aynıdır. Türkçede Ay hem gökteki cismin hem de Ay’ın ismidir. Oysa Arapçada gökteki cismin adı Kamer’dir. Zaman itibariyle 29,5 gün ise “şehr”dir, görüntü ise “hilal”dir. Kur’an Kamer’den bahsederken nur olarak bahsetmektedir. İki şekilde ışık çıkar, ya kendisi hidrojen helyuma dönüşerek ışık üretmektedir, ya da gelen ışığı kendisine uygun hâle getirip yayar. Buna nur denmektedir. Aydınlık nurdur. Nurun ısıdan farkı vardır. Nurda ışık bir istikamette gider, yansır, kırılır, dolayısıyla görme mümkün olur. إِذَا اتَّسَقَEiÜav itTaSaQa “İttisak ettiğinde” “İzâ” iksam fiilinin zarfıdır, gelecekte olan şeyi bildirir. “İttisak” iftial bâbıdır. Buradaki “v” harfi “t”ye dönüşmüştür. “Vesk” yük demektir. “İvteseke” demek kendisine yük kondu, o da o yükü kabul etti demektir. “Haml” ile “Vesk” arasında veya “Vakr” arasındaki fark veskde değerli yükler vardır yani alınıp satılan yüktür. Demek ki insanlar Ay’a yükler götürecekler, Ay da o yükleri kabul edecektir. Yani buradaki yük uzayın doğal yükü değildir, insanların ürettikleri yapısı Yer’in yapısının aynı olduğuna göre Yer karasında hangi maddeler varsa Ay’da da onlar vardır demektir. Demek ki demir vardır, silikatlar vardır. O halde yeryüzünde yaptığımız inşaatı orada da yapabileceğiz demektir. Bununla beraber su, karbondioksit, oksijen ve azot orada bulunamayacaktır. Uzayda bol hidrojen vardır. “İttisak etmesi” demek çevresinin atmosferle doldurulması ve suların borularda devretmesi demektir. Bugün uzayda bu devri yaptırıp yaşama sağlanmıştır. Şimdilik biz hidrojeni birleştirip helyum yapamıyoruz. İleride gelişecek teknikle bu başarılırsa o zaman uzayda mevcut her maddeden başka madde elde etme imkânınız olursa sorunu daha kolay çözeriz. Sonra uzaydaki taşlarda oksitler varsa onlardan oksijen elde edip su üretebiliriz. Bu âyetlerin bize bildirdiği gerçek şudur ki biz Ay’a gideceğiz ve orada hayat süreceğiz. Bundan yüz sene önce Ay’ın yapısı hakkında bile bilgimiz yoktu, Ay’ın arka tarafını hiçbir zaman görememiştik. Bugün ise Ay hakkındaki bilgimiz Yer/Dünya başka bir konu daha vardır. Yer’in içi sıcaktır ve gaz ile sıvılarla doludur. Onun için zelzele olmaktadır. Ay’ın içi donmuş mudur yoksa merkezde sıvı veya gaz tabaka var mıdır? Ay üzerinde yapılan ölçümlemeler Ay’da da sarsıntılar olduğunu göstermiştir. Belki de derinliklerinde saklı oksijen ve azot gazları vardır. Kuyuları açıp oralardan çıkaracağımız gazlar bizim atmosferimizi oluşturmamızda yardımcı olacaktır. Yeryüzüne döndüğümüzde yerde hiçbir şey tesadüfen oluşmamıştır. Uygarlığın olması için rezerv petrol ve kömürün olması gerekli idi. Eğer bizim akaryakıtımız olmasaydı, içten yanmalı motorlarla karalarda ve denizlerde dolaşamaz bu uygarlığı kuramazdık. Evet, bugün kaynaklar tükenmektedir. Mevcut fosil yakıtlar bir iki asır içinde bitecektir ama uygarlık sona ermeyecektir. Yenilenebilir akaryakıtlar şimdiden devreye girmiştir. Elektrikle çalışan hareketli araçlar icat edilmiştir. On kilometrenin üstüne çıktığı zaman orada bulut yoktur, rüzgâr yoktur. Güneş enerjisi ile uçmak bugün bile mümkündür. Dolayısıyla gelecek uygarlık tehlikede değildir. Demek ki tarihte gelmiş ve bize fosil yakıt bırakan hayvan ve bitkiler görevli idiler, ileride insanlar motoru yapmaya başlayacaklar, onlara fosil yakıt bırakmasak onlar uygarlaşamazlar. O halde Allah “size görev veriyorum bunu yapın” demiştir. Onların DNA’ları öyle hazırlanmıştır. Uygarlaşmak için o fosiller bitecek ki insanlar yeni yakıt icat etsinler. Bu açıklamalardan şunu öğreniyoruz ki Allah yeryüzünü bizim için yaratmış ve uygarlaşmamız için ne gerekiyorsa onu yapmıştır. Amerika’nın derelerinde altınlar vardı. Yerliler onları süs eşyası olarak kullanıyorlardı. Para olarak kullanmayı bilmiyorlardı. Avrupalılar oraya varınca bol altın buldular. Bir metre kumaş bazen bir kilogram altın oluyordu. Bu sayede ticaretle meşgul olan Yahudiler büyük sermaye sahibi oldular. Sermaye birikimi oldu. Bugünkü uygarlık böyle doğdu. Bugün artık kâğıt para icat edilmiştir. Altın olmasa da insanlık yine kendi düzenini kuracak durumdadır. Eğer Amerika’da altın bol olsaydı veya Asya’da da bol olsaydı bugünkü uygarlık kurulamazdı. İşte, Allah Yer’i insanlar için yaratmış ve onların yararlanması için özel tedbirler almıştır. Aynı şekilde Güneş Sistemini Allah Âdemoğulları için var etmiştir. Belli bir zaman sonra insanlar Ay’dan geçerek Güneş Sistemine geçeceklerdir. Orada uygarlık kurabilmeleri için ne gerekiyorsa uzayda Allah onu hazırlamıştır. Bu âyetler bize bunun haberini vermektedir. لَتَرْكَبُنَّ طَبَقًا عَنْ طَبَقٍ 19La TaRKaBunNa OaBaQan GaN OaBaQın “Bir tabakadan başka bir tabakaya rükbedeceksiniz.” Yeminden sonra gelen cevabın başında “Le” harfi gelmektedir. O halde bundan önceki ifade yemindir “Lâ Uksimu / yemin etmiyorum” değil de “yemin ediyorum” anlamındadır. “Lâ” kelimesi “Le” kelimesinin teşdidi anlamındadır. “Lâ” ve “Mâ” kelimeleri üzerinde biraz iki kelime “Beyn”den gelmektedir. “Beyn” yarık demektir, iki dudağı açtığınızda yarık şeklini almaktadır. Çukurdan dışarıya çıktığınızda “Be” ve “Le” olumluluk ifade eder. Dışardan çukura girdiğinizde “Be” ve “Le” kelimeleri olumsuzluğu ifade eder. Bu sebepledir ki her iki kelime iki zıt manâyı taşımaktadır. “Mâ” nefy Mâsı olabilmektedir. Türkçedeki ma anlamındadır. “Gelme”deki “me” böyledir. Ama aynı zamanda mastar ması vardır, o zaman da olumluluğu ifade eder. “Gelmen iyi oldu” dediğimizde buradaki “me” olumludur. Arapçada da aynı zıt manâyı taşımaktadır. “Le” kelimesi de hem tekit “Le”si olmakta hem de nefy “Le”si olmaktadır. Ne var ki nefy “Le”si olunca “Lâ” olarak uzatılmaktadır. O halde “LâUksimu” “LeUksimu”dur. Sadece yukarıda söylediğimiz sebeplerden dolayı uzatılmıştır. Allah’ın kasemi böyle tekitli ifade edilmektedir. Buradaki “LeTerkebunne”de olan “Lam” onun menfi değil de müsbet anlamda olduğunu göstermektedir. Kasemin cevabı olarak insanların tabakadan tabakaya rukub edeceğini haber vermektedir. Böylece uzaya çıkışımız İlâhi kasemle tekit edilmektedir. Kur’an’ın bu ifadeleri gayet açıktır. Yirminci yüzyılın sonlarında Ay’a gidilebilmiştir. Verilen haber gerçekleşmiştir. Gerçi henüz orası meskûn hâle gelmemiştir ama meskûn olacağına dair teknik bilgi oluşmuş, oraya ayak basma gerçekleşmiştir. “Rukub” kelimesi araçlara binme anlamındadır. Sondaki tekit “Nun”u kelimeyi istikbale yöneltir. Kasemle tekit ederek “siz bineceksiniz” deniyor. Bir tabakadan başka tabakaya geçip orada dinleneceğiz demektir. Yani araçlar sadece taşıma araçları olmayacak, aynı zamanda orada yaşama araçları olacaklardır. Bugün büyük okyanuslarda inşa edilmiş dev gemiler vardır. Bunlar karasularına gidemezler, orada imalat yapar, ihracat ve ithalat yaparlar. O gemiler sadece taşıma araçları değildir, aynı zamanda yaşama araçlarıdır, deniz uygarlığının öncüleridir. Denizlerin yüzeyinde sürekli dalga vardır, bu dalgalar insanları rahatsız etmektedir. Yirmi otuz metre aşağıya inince orada dalga yoktur, kara kadar rahatlık vardır. Güneş ve hava sorunu için gündüz yukarıya çıkılır ve bu ihtiyaç bu şekilde halledilir. Geceleyin aşağıya inilerek dinlenme yapılır. Deniz uygarlığı böyle doğacaktır. Buna benzer şekilde gök uygarlığı da oluşacaktır. O uygarlıkta araçlar sadece yolculuk için değil, bir tabakadan başka tabakaya geçip iskân olmak için kullanılacaktır. لَتَرْكَبُنَّLaTaRKaBunNa “Rukub edeceksiniz.” Kur’an’da “Rukub” kökü 2/239’da ricalen ev rukbanen, 6/99’da müterakib habb, 8/42’de rekb,11/41’de Nuh’un gemisine rukub etme, 16/8’de hayl, biğal ve hamire rukub etme, 18/71’de sefineye rukub, 29/65’de fulk içine rukub, 36 /41’de fulke hamletme ve rukub edecekleri mislini onlar için halk etme, 36/71 ve 41/79’de en’ama rukub etme, 43/12’de fulk ve enama rukub, 59/6’da hayl ve rıkab, 82/8’de suret içinde terkib şeklinde ve 82/8’de terkib yani şeyin yapısı olarak bahsetmektedir. Diğerlerin hepsinde binek olarak geçmektedir, fulk ve mislinden bahsetmektedir ki bu da füze ve uçaktır. Burada da “siz rukub edeceksiniz” diyerek “siz bineceksiniz” anlamına gelmektedir. Yani burada bizim bineceğimiz durumdan bahsetmektedir. Bu âyetin değişik kıraati vardır, şimdi onları görelim. “Ba”nın fethi ve zammı ile kıraat vardır. Biri çoğul ve tekil ifade eder. Müfret olduğu zaman sen ey insan anlamına gelir. Cezm olduğu zaman siz ey insanlar anlamına gelir. Mütevatir kıraatler bunlardır. Meşhur kıraatlerde “T” yerine “Y” gelmektedir. “B” ile olunca onlar rukub edeceklerdir anlamı çıkar. Müfret olarak geldiğinde ay rükb edecek anlamı çıkar. Bu konular Ay’ın yapısı hakkında bilgi verirse de biz bunların üzerinde durmayacağız. Yerin de göklerin misli olduğu, tabaka tabaka olduğu Kur’an’da belirtilmiştir. Ay da böyle tabakalardan oluşmuş عَنْ طَبَقٍ 19OaBaQan GaN OaBaQın “Bir tabakadan başka tabakaya rukub edeceksiniz.” Üst üste giyilenlerin her birisi bir tabakadır. Yüzeylerin örtüştüğü üst üste gelen hacimlere tabaka denmektedir. Evlerde olduğu gibi aralarda boşluk varsa ona kat diyoruz. Arapçadaki kıtaadan gelmedir. Kur’an’da dört yerde geçmektedir. İkisi burada geçmektedir. Bir tabakadan öbür tabakaya bineceksiniz denmektedir. Diğer taraftan yedi semayı tabaka olarak halk etti denmektedir. Yani semalarda tabakaları aşacağız, bir tabakadan diğer tabakaya geçeceğiz denmektedir. Yedi tabakayı Sema-i mâ’ yağmurun yağdığı semadır. Kur’an’da bu sema marife olarak geçmektedir. 10 kilometredir. Bugün bu semayı geçerek uçaklar uçmaktadır. Atmosferik olaylar bu semada olmaktadır. Bu tabakadan öbür tabakaya geçmekteyiz. Uçakla seyahat eden herkes bu tabakayı geçmiştir. 2- Sema-i şihabdır. Kayar yıldızların eriyip parladığı sema budur. Bu sema hem hafız hem de mahfuz semadır. Kendisi basıncı ile birinci semadaki hava tabakasını hıfzeder. Suların uzaya buharlaşıp gitmesini önler. Kendisi de ondan sonra gelen ışıklı tabaka tarafından hıfz olunur. Bugünkü uçaklarla bu tabakayı geçemiyoruz ama füzelerle geçiyoruz. Bunun kalınlığı 100 Bundan sonra sema-i sabah gelmektedir. Sabah aydınlığı burada oluşur. Gündüz aydınlığı da burada oluşur. Ozon tabakası dediğimiz tabaka burasıdır. Güneş ışığı tarafından tabakası devamlı korunmaktadır. Kalınlaştığı zaman güneş daha çok yansıyarak bazı parçaları alıp götürmektedir, inceldiği zaman ise güneş ışığının parçacıkları atmosfere girerek ozon tabakasının oluşmasını sağlayarak sürekli olarak kalınlığı aynı kalmaktadır. Bu denge en hassas dengedir. Yer atmosferinin sabit kalmasını bu denge sağlamaktadır. Bunun kalınlığı 1000 kilometredir. 4- Bundan sonra artık hava yoktur, sadece yer çekimi vardır. Orada bırakılan taş yeryüzüne doğru yol alır, yolda atmosfer içinde erir, bazen de yere ulaşır. Buna “gök taşı” denmektedir. Burada güneşin öldürücü ışıkları vardır. Ondan koruyan elbiseler sayesinde buraya çıkılabilmektedir. Bugün buralarda dolaşan suni uydular vardır. Burada nöbet tutan tamir yapan insanlar vardır. Gidip gelinmektedir. Yani bu tabakayı aşmış ve aracımızla dolaşıyoruz. Ay bu uzaydadır. Burasının kalınlığı yerin atmosfer yarıçapının 100 katıdır. Ay tam bunun ortasında yer alır. Yani atmosferli yarıçapının 50 kat uzaklığındadır. Atmosfersiz yarıçapının 60 katıdır. Ay’a da ayak bastığımıza göre bu âyette işaret edilen husus bugün tahakkuk etmiştir. Sema tabakalarını bir bir geçerek ay tabakasına ulaşmış bulunuyoruz. 5- Bundan sonra bunun yüz katı alınarak Güneş’in uzayına girmiş olmaktayız. İki katı yani 200 yer çekim alanı ötesinde Güneş vardır. Ay’ın uzaklığının 400 katıdır. Bu uzay Güneş’in uzayıdır. Yer Güneş uzaklığı birim alınarak diğer 9 gezegen Güneş’in semalarını oluşturmaktadır. Bu 10 semanın 3’ü semamızdan daha küçük ve yörüngeleri Güneş’e yakındır. Diğer 7 semanın ise yörüngeleri de bizden Güneş’e daha yakın gezegenler kendi etrafında yıllık yörüngelerle dönerler. Çok sıcaktırlar veya arkaları çok soğuktur. Atmosfer yoktur. Hayat çok daha zordur. Bizden uzak olan gezegenlerin uyduların atmosferleri vardır. Kendi eksenlerinde dönerek gece ve gündüzleri oluştururlar. Bunların yörüngelerine Kur’an sema-i tarık demektedir. İnsanlar buralara ileri sanayi ile yerleşecekler ve orada güneş medeniyetini oluşturacaklardır. Kur’an bize bunları haber vermektedir. Bundan yüz sene evvel bunları düşünmek bile zordu. Bugün ise bunun denemeleri yapılmış ve büyük kısmı giderken yerçekimini yenmek ve atmosferi aşmak zorundayız. Diğer yerlerde ağırlıklar şöyle değişir Ağırlık=Kütle x Yerçekimi İvmesi Kütlesi 1 kg olan bir cisim Güneş'te N Merkür'de N Venüs'te NDünya'da NAy'da NAy'daki ağırlık Dünya'daki ağırlığın 6'da 1'idir.Mars'ta NJüpiter'de Nağırlık dinamometre ile ölçülürSatürn'de NUranüs'de NNeptün'de 11 NPlüton'da N'dur. Demek ki Ay’da ağırlık altıda bire iner, Yer’de bir metre sıçrayan Ay’da 6 metre sıçrar. Oradan kalkmak çok daha uzak gezegenlerin uyduları vardır. Orada konaklayarak oranın maddesinden yararlanma imkânımız olacaktır. Güneş ışığı oraya az gelecektir. Orada yerleşmekten ziyade oranın malzemesinden yararlanırız. Güneş sistemi bizim için yaratılmıştır. Oralar canlının üreyip gelişmesine müsait değildir. Oralarda hayat yoktur. İnsan ise oralara hayat götürecektir, geliştirdiği teknik ile Güneş Sistemi meskûn hâle gelecektir. İşte, insandaki kedh bu dünyada buraya doğrudur. İnsan sonunda âhiret hayatının küçük modelini hazırlamakta ve cennete doğru gitmektedir. İnsanlar soğuk gezegenlerde, cinler ise sıcak güneşte evrimleşerek âhiret hayatına doğru gitmektedirler. Âhirette insanlar cehennemde yaşayacak şekilde değişecek ve uyumlaşacaklardır. Cinler de belki de bizimle beraber olacaklardır. İnsan Allah’a mülaki olduğu gibi bugün görüşemediğimiz cin, melek ve ruhlarla da orada görüşme imkânımız olacaktır. Anne karnından çıkan bebek nasıl ışığa kavuşur ve yepyeni hayata girerse, âhirette de yepyeni bir kâinata açılacağız. Üç boyutlu uzayı aşmış ve şimdi göremediğimiz ve konuşamadığımız diğer şuurlu varlıklarla diyalogumuz bizden farklı kabul etmek yanlıştır. Onlar da bizim gibidirler ve biz de âhirette fazla ki bir tabakadan diğer tabakaya geçmek yeryüzünün semasını tabaka tabaka aşmak olduğu gibi, Güneş gezegenlerinin yörüngelerini aşmak da bir tabakadan diğer tabakaya geçme şeklinde olacaktır. O gezegenlerin çekimlerine girecek ve onların tabakasında teknik bilgimiz sayesinde böyle bir hayatı gerçekleştirme sadece zaman ve imkân işidir. Bu söylediklerimizi yapabilmemiz için şimdilik bir teknik engel sonra artık diğer yıldızlara seyahat söz konusudur. En yakın yıldızdan ışık dört senede gelmektedir. Güneş’ten sekiz dakikada, Ay’dan ise bir saniyeden biraz fazla zaman istemektedir. En yakın yıldızdan dört senede geldiğine göre biz saniyede bin kilometre ile gitsek bin saniyede varma imkânımız yoktur. Dolayısıyla yıldızlar arası seyahat bugünkü teknoloji ile imkânsızdır. Hidrojeni helyuma çeviren enerjiyi kullandığımız zaman hem hızımızı artırırız hem de uzun yolculuk yapabiliriz. Dolayısıyla böyle bir seyahat imkânsız değildir ama bizim yapmamız mümkün değildir. Galaksiler arası seyahat ise bu sûrenin başındaki beyanla biliyoruz ki yalnız bizim için değil, bu uzayda melekler için de mümkün olmayacaktır. Çünkü uzayımız kopacaktır. Bizim uzay ile o uzay arasında uzaysız bir durum olacaktır. Dört ve beş boyutlu uzay bizi buluşturacak mıdır yoksa buluşturmayacak mıdır? Hâsılı o semalara seyahati düşünmemiz bile mümkün âyetin inşikaktan sonra gelmesi bizim yalnız Güneş Sistemi içinde seyahat edeceğimize işarettir. Diğer gezegenlerde olanlara bir sinyal göndersek cevabı ancak sekiz sene sonra gelecektir. Şimdilik onlardan bir sinyal gelmedi, biz de göndermiş değiliz. SÜLEYMAN KARAGÜLLEYay. Haz. REŞAT NURİ 0532 246 68 92
Oluşturulma Tarihi Nisan 10, 2020 1540Mekke döneminde inmiştir. 19 âyettir. Sûre, adını birinci âyetteki “infetarat”fiilinin mastarından almıştır. İnfitâr, yarılmak demektir. İnfitar Suresi Oku - İnfitâr Suresi Suresi Anlamı, Tefsiri, Türkçe ve Arapça Okunuşu Diyanet MealiHem mushaftaki sıralamada hem de iniş sırasına göre seksen ikinci sûredir. Nâziât sûresinden sonra, İnşikak sûresinden önce Mekke’de inmiştir.“İnfitâr” kelimesi, sûrenin 1. âyetinde geçen ve “yarıldı” anlamına gelen infetara fiilinin masdarıdır. Sûre adını bu fiilden almıştır. Bazı kaynaklarda “İze’s-Semâü’n-fetarat” şeklinde isimlendirilmiştir bk. Buhârî, “Tefsîr”, 82; Taberî, XXX, 54. Kısaca “İnfetarat” ve “Münfatıra” isimleriyle de anıldığı belirtilmektedir İbn Âşûr, XXX, 169.Sûrede kıyamet koparken evrende meydana gelecek olan değişim ve bazı dehşet verici olaylar, öldükten sonra dirilme, mahşerde hesap verme ve itaatkâr kulların varacakları cennetle isyankâr kulların gideceği cehennem gibi konular yer SURESİ DİYANET MEALİ VE ANLAMIRahmân ve Rahîm olan Allah´ın adıylaGök yarıldığı zaman, ﴾1﴿ Yıldızlar saçıldığı zaman, ﴾2﴿ Denizler kaynayıp fışkırtıldığı zaman, ﴾3﴿ Kabirlerin içindekiler dışarı çıkarıldığı zaman, ﴾4﴿ Herkes yaptığı ve yapmadığı şeyleri bilecek. ﴾5﴿ Ey insan! Seni yaratan, şekillendirip ölçülü yapan, dilediği bir biçimde seni oluşturan cömert Rabbine karşı seni ne aldattı? ﴾6-8﴿ Hayır, hayır! Siz hesap ve cezayı yalanlıyorsunuz. ﴾9﴿ Halbuki üzerinizde muhakkak bekçiler, değerli yazıcılar vardır. ﴾10-11﴿ Onlar yapmakta olduklarınızı bilirler. ﴾12﴿ Şüphesiz, iyiler Naîm cennetindedirler. ﴾13﴿ Şüphesiz, günahkârlar da cehennemdedirler. ﴾14﴿ Hesap ve ceza günü oraya gireceklerdir. ﴾15﴿ Onlar oradan kaybolup kurtulacak da değillerdir. ﴾16﴿ Hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? ﴾17﴿ Evet, hesap ve ceza gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? ﴾18﴿ O gün kimse kimseye hiçbir fayda sağlayamayacaktır. O gün buyruk, yalnız Allah'ındır. ﴾19﴿İNFİTAR SURESİ TÜRKÇE OKUNUŞUBismillahirrahmanirrahim1. Ve izelkevakibun Ve izelbiharu Ve izelkuburu bu' 'Alimet nefsun ma kaddemet ve Ya eyyuhel'insanu ma ğarreke Elleziy halekake fesevvake fe' Fiy eyyi suretin ma şae Kella bel tukezzibune Ve inne 'aleykum Kiramen Ya'lemune ma tef' İnnel'ebrare lefiy na' Ve innelfuccare lefiy Yasleneha Ve ma hum 'anha Ve ma edrake ma Summe ma edrake ma Yevme la temliku nefsun linefsin şey'en vel'emru yevmeizin SURESİ DİYANET İŞLERİ TEFSİRİKıyamet günü hakkında Tekvîr sûresinde anlatılanları pekiştirmek üzere burada o gün vuku bulacak bazı olaylardan söz edilerek insanlar uyarılmaktadır. Uzay boşluğundaki yıldızların düzenli hareketini sağlayan çekim kanununun kıyamet gününde yok olmasının bir sonucu olarak evrenin düzeninin bozulacağı, göklerin çatlayıp yarılacağı ve kozmik düzenin bozulacağı bildirilmiştir bk. Furkan 25/25; Hâkka 69/16; Rahmân 55/37; Nebe’ 78/19-20; Tekvîr 81/1-6. Denizlerin birbirine katılmasını, dünyanın şiddetle sarsılması, dağların parçalanıp yok olması, denge ve düzenin bozulması gibi olaylar sonunda dünyayı denizlerin kaplaması şeklinde anlamak âyetler hakkında, “şiddetli sarsıntı neticesinde yerkürede meydana gelecek olan volkanik patlaklar ve derin çatlaklardan çıkan lav kütlelerinin deniz sularını kaynatacağı, taşıracağı, hatta buharlaştıracağı” şeklinde de yorum kopması sırasında meydana gelecek sayısız felâketlerin büyüklerinden birkaçı örnek olarak zikredildikten sonra “Kabirlerin altı üstüne getirildiğinde” meâlindeki 4. âyetle konu insana getirilmiştir. Bu âyet genellikle o büyük altüst oluş esnasında kabirlerde toprak altında bulunan ceset parçalarının dışarı fırlatılacağı şeklinde âyetlerden anlaşıldığına göre buradaki “ey insan” hitabıyla özellikle belli bir kişiye veya bütün insanlara değil, sûrenin asıl konusu olan kıyamet, âhiret ve uhrevî yargılanma ve hesap vermeyi inkâr edenlere, bunu imkânsız görenlere hitap edilmektedir. Rab ismi ve bu ismin sıfatı olarak geçen kerîm, Cenâb-ı Hakk’ın “cemal sıfatları” denilen ve kullarına yönelik lutufkârlığını ifade eden isim ve sıfatlarındandır. 7-8. âyetlerde bu sıfatların, insanın insan olarak varlık alanına çıkışındaki yaratıcı rolü dile getirilmekte; böylece insanın, hayatı boyunca her an yararlanmakta olduğu diğer bütün nimetlerden de önce bedensel ve zihnî melekelerle donanıp düzgün bir insan olarak dünyaya gelişini kendisine borçlu bulunduğu rabbi hakkında, saptırıcı tesirlere kapılarak yanılgıya düşmesi, türlü şekillerde inkâr ve isyanlara boğulması kelimesi, Kur’ân-ı Kerîm’de bilinen anlamı yanında, “hesap ve ceza günü” âhiret mânasında da kullanılmaktadır. Bu âyette birinci veya ikinci anlamında kullanıldığı yönünde iki farklı yorum vardır. Ancak müteakip âyetler ikinci yorumu desteklemektedir. Buna göre 10-12. âyetler şu gerçeği ortaya koymaktadır Bu dünyada insanlar başı boş bırakılmamıştır. Aksine herkesin neler yaptığını bilen ve kayda geçen görevli melekler vardır. Bu âyetler, öncelikle âhireti ve uhrevî hesabı inkâr edenleri uyarmakla birlikte daha genel olarak inananı ve inanmayanıyla bütün insanları, yargı ve adaletin ceza veya ödüllendirmenin bu dünyada olanlardan ibaret bulunmadığını; bu dünyada yerini bulmayan veya eksik kalan adaletin, o günün tek hâkimi olan Allah’ın huzurunda mutlaka eksiksiz gerçekleşeceğini; şu halde herkesin, hayatını bu sorumluluk bilinci ve duyarlılığı ile düzenlemesi gerektiğini bu âyetlerle ilgili olarak özetle şöyle der Kuşkusuz Allah Teâlâ, kullarının neler yaptığını bütün ayrıntılarıyla bilir; bunun için yapılanların yazılmasına, yazıcılara, şahitlere, belgelere ihtiyacı yoktur. Ancak O, kendisiyle insanlar arasındaki ilişkileri onların kendi aralarında uygulayacakları usullere göre düzenler. İnsanlar arasındaki hak ve sorumlulukları düzenlemenin en sağlıklı yolu, her şeyi kayda geçirmek; hesaplaşma aşamasında ise belge ve tutanakları ortaya koyarak hakkın yerini bulmasını, adaletli bir sonucun alınmasını sağlamaktır. İşte kıyamet günündeki hesaplaşma da böyle olacaktır XXXI, 83.Amellerin kayda geçirilmesi ve uhrevî yargı sürecinin sonucu özetlenmektedir. Sûrenin ana konusu kıyamet ve âhiret ile uhrevî sorumluluk olduğuna göre buradaki “erdemliler” ebrâr, bir gün kıyametin kopacağına, dünyada yapıp ettiklerinin kaydedildiği belgelerin önüne konacağına ve bunların hesabını vereceğine inanarak bu belgeleri yani amel defterlerini iyilikleriyle dolduran mümin kişidir. Bu duyarlılık birçok âyette takvâ kavramıyla da ifade edilmektedir. “Kötüler” füccâr ise kıyamete, uhrevî yargı ve sorumluluğa inanmayan, amel defterini kötülüklerle kirletenlerdir. Ehl-i sünnet âlimleri buradaki “füccâr”la sadece inkârcıların kastedildiğini, günahkâr müminleri kapsamadığını belirtirler; çünkü onlar kıyamet ve âhirete inanırlar bu tartışma için bk. Râzî, XXXI, 84-85. Ancak, bu âyetlerin, inananıyla inanmayanıyla herkesi âhiret kaygısı taşımaya çağırdığından kuşku Peygamber’e yöneltilen bu sorular hesap gününün ne derece önemli ve dehşet verici olduğunu gösterir. O gün hiçbir kimse başkası için bir fayda sağlayamaz, kimse kimseyi koruyamaz; herkes kendisini düşünür ve kendi derdiyle uğraşır. Herhangi bir zararı dokunabilir endişesiyle çoluk çocuğundan ve yakın akrabasından dahi kaçar. Allah izin vermedikçe hiçbir şefaatçi şefaat edemez. O gün iş Allah’a kalmıştır krş. Mü’min 40/16. O dilediği gibi tasarrufta bulunur, kimseye –dünyada verdiği gibi– tasarruf yetkisi vermez Şevkânî, V, 459-460
inşikak suresi 19 ayet tefsiri